23 Haziran 2014 Pazartesi

Dünya Miras Liste’sine Türkiye’den iki varlık daha kabul edildi!



Geçtiğimiz günlerde kültürel anlamda bizi sevindiren ve tüm Türkiye’yi ilgilendiren çok önemli ve güzel bir gelişme oldu.

Katar’ın Başkenti Doha’da yapılan 38. Dünya Miras Komitesi Toplantısı’nda Türkiye’den İzmir Bergama ve Bursa’nın Cumalıkızık, Hanlar Bölgesi ve Sultan Külliyeleri ile listede yer almasına karar verildi.

Böylelikle varlık sayımız 11'den 13'e yükseldi.

Bu karar ülkemizde bulunan onlarca kültürel miras alanlarının hiç olmazsa yavaş yavaş sayısını arttırarak Dünya Mirası listesine girmesini ve böylelikle çeşitli kurallar çerçevesinde koruma programına alınmasını ve dünyaca tanınmasını sağlamış olmakta.

Bu haber vesilesiyle Dünya Mirasları ve koruma programları hakkında birkaç bilgi vermek istiyorum.

 

Dünya Mirasları, UNESCO tarafından belirlenen ve tüm dünyada öncelikli olarak korunması için çalışmalar yapılan kültürel ve doğal varlıkların listesidir. Bu şekilde dünya miraslarının gelecek nesillere aktarılması planlanıyor.
UNESCO'nun
1972 yılındaki genel konferansında hazırlanan 38 maddelik Dünya Doğal ve Kültürel Mirası Koruma Antlaşması'nı imzalayan 175'ten fazla ülkenin korumayı garanti ettikleri anıt ve sit arasından dünya mirası kıstaslarına uygun bulunanlar listede yer alır.

Antlaşmayı imzalayan ülkeler tarafından seçilen 21 ülke temsilcisinin oluşturduğu Dünya Miras Komitesi, aday gösterilen değerler arasından seçim yapar ve listeyi oluşturur. Ayrıca komite, WHF'yi (Dünya Miras Fonu) yönlendirerek listedeki değerlerin korunması için girişimlerde bulunur.

Bu listeye aday olmak için gerekli kriterler ise şöyle sıralanabilir:

Kültürel miraslar için;

  • yaratıcı insan dehasının ürünü olması
  • belli bir zaman diliminde veya kültürel mekanda, mimarinin veya teknolojinin, anıtsal sanatların gelişiminde, şehirlerin planlanmasında veya peyzajların yaratılmasında, insani değerler arasındaki önemli etkileşimi göstermesi
  • kültürel bir gelenek veya yaşayan ya da kayıp bir uygarlığın tek veya en azından istisnai tanıklığını yapması
  • insanlık tarihinin bir veya birden fazla anlamlı dönemini temsil eden yapı tipinin ya da mimari veya teknolojik peyzaj topluluğunun değerli bir örneğini sunması
  • bir veya daha fazla kültürü temsil eden geleneksel insan yerleşimine veya toprağın kullanımına ilişkin önemli bir örnek sunması ve özellikle bu örneğin, geri dönüşü olmayan değişimlerin etkisiyle dayanıklılığını yitirmesi
  • istisnai düzeyde evrensel bir anlam taşıyan olaylar veya yaşayan gelenekler, fikirler, inançlar veya sanatsal ve edebi eserlerle doğrudan veya maddeten bağlantılı olması

Doğal miraslar için

  • doğanın bir harikasına veya eşsiz bir güzelliğe ve estetik öneme sahip doğal alanlar olması
  • yaşamış canlıların kalıntıları, devam eden jeolojik olaylar ve yer şekillerinin gelişimi gibi dünyanın doğal tarihine ilişkin eşsiz önemde bilgilere sahip olması
  • ekolojik ve biyolojik olarak hâlâ bozulmamış bir karasal, denizel veya tatlı su ekosistemine veya önemli hayvan ve bitki topluluklarına ev sahipliği yapması
  • özellikle tehlikedeki veya bilim açısından önemli bir biyolojik çeşitililik için en önemli ve en belirgin doğal habitatlara ev sahipliği yapması

Dünya Miras Listesi'nde Nisan 2009 itibariyle 186 ülkeden 689'u kültürel, 176'sı doğal ve 25'i karma olmak üzere Dünya Miras Komitesi tarafından belirlenen 890 Dünya mirası vardır.

Liste, her yıl yeni adayların listeye alınması ve yeni ülkelerin anlaşmayı imzalamasıyla büyümektedir. Şu an 186 ülkeden 166 miras listede yer almayı beklemektedir.

En çok dünya mirası olan ülke İspanya'dır (43).

Ayrıca en çok kültürel mirası olan ülke İtalya (40),

en çok doğal mirası olan ülke Avustralya (11),

en çok karma mirası olan ülkeler ise Çin ve Avustralya'dır (4).

Türkiye’nin Dünya Miras Listesinde yer alan varlıkları şöyledir:

1.     Kapadokya ve Göreme Milli Parkı (1985)


3.     İstanbul'daki Tarihi Yerler (1985)

4.     Hattuşaş: Hitit Başkenti (1986)

5.     Nemrut Dağı (1987)

6.     Pamukkale ve Hierapolis Milli Parkı (1988)

7.     Ksantos-Letoon (1988)

8.     Tarihi Safranbolu Şehri (1994)

9.     Truva (antik şehir) (1998)

10.  Selimiye Camii ve Külliyesi (Edirne) (2011)


UNESCO’nun da söylediği gibi, “kültürel miras geçmişten bize kalan, bugün içinde yaşadığımız ve gelecekteki nesillere devredeceğimiz bir emanettir ve Dünya Kültürel Miras kavramını özel yapan onun evrensel kabulüdür. Dünya Miras alanları, bulundukları topraklar gözetilmeden tüm insanlığa aittir”

UNESCO’nun Dünya Kültürel Miras misyonu ise şu şekilde sıralanmaktadır;

  • İnsanlığın seçkin evrensel değeri olarak kabul edilen dünya genelindeki kültürel mirasları tanımlamak, korumak ve muhafaza etmek,
  • Dünya Kültürel Miras Konvansiyonu’nun imzalanması için ülkeleri teşvik etmek ve böylece kendi doğal ve kültürel miraslarının korunmasını sağlamak,
  • Dünya Kültürel Miras Konvansiyonu imzalayan Taraf Devletlerin, kendi ulusal sınırları içinde bulunan alanları Dünya Miras Listesi’ne dâhil etmek üzere aday göstermelerine teşvik etmek,
  • Taraf Devletleri, kendi Dünya Miras alanlarının korunma durumu hakkında raporlama sistemleri ve yönetim planları oluşturma yönünde teşvik etmek,
  • Teknik yardım ve profesyonel eğitim sağlayarak, Taraf Devletlerin Dünya Miras varlıklarını korumalarına yardımcı olmak,
  • Olası tehlikelere karşı Dünya Miras alanları için acil yardım sağlamak,
  • Taraf Devletlerin halkına yönelik, kültürel ve doğal mirasın korunması amacıyla bilinç oluşturma çalışmalarını desteklemek,
  • Yerel nüfusun, kendi kültürel ve doğal miraslarını korumaya yönelik çalışmalara katılımını sağlamak,

Dünya kültürel ve doğal mirasını korumaya yönelik uluslararası işbirliği oluşturmak gibi amaçlar oluşturur.

Dünya Miras Listesi’ne yeni eklenen varlıklarımızla ilgili kısa bilgiler



Bursa ve Cumalıkızık Erken Osmanlı Kentsel ve Kırsal Yerleşimleri (Bursa) 
İlk kez M.Ö. 200 yılında yerleşim görmüş olan Bursa, Roma ve Bizans dönemlerinden sonra Osmanlıların ilk başkenti olarak en görkemli yıllarını yaşamıştır.

Bursa’da, Osmanlıların ilk altı padişahı döneminde yapılmış olan 127 cami, 45 türbe, 34 medrese, 25 han, 37 hamam ve 14 imarethane bulunmaktadır.

 Uludağ’ın kuzey eteklerinde bulunan Cumalıkızık ise Osmanlıların Bursa’yı fethinden önce lojistik destek görevi görmek amacıyla kurulmuş olup; sadece tarihi dokusunu korumakla kalmamış aynı zamanda geleneksel yaşam biçimini günümüze kadar taşımıştır.

Bergama (İzmir)

Ege Bölgesi’nin kuzeybatısında yer alan Bergama, İzmir kent merkezine 107 kilometre ve deniz kıyısına 30 kilometre uzaklıktadır. Bergama, tarih öncesi dönem ile Helenistik, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinden eserlerin bir arada olduğu bir kenttir.

Akropol (Yukarı Şehir), Bergama’da yerleşimin başladığı alandır.  II. Eumenes (M.Ö. 197-159) zamanında Bergama Akropolü en önemli yapılarıyla donatılmış, Helenistik Dünyanın en önemli kültür, mimarlık ve heykelcilik merkezlerinden biri haline gelmiştir. Buradaki başlıca yapılar, Athena Tapınağı, Traian Tapınağı, Tiyatro, Kütüphane, Heroon, Zeus Sunağı, Dionysos Tapınağı, Agora, Saraylar ve Silah Depolarıdır.

Asklepion, Apollon’un oğullarından biri olan ve sağlık tanrısı olarak bilinen Asklepios’a adanmış, döneminin en önemli sağlık merkezlerinden birisidir. Telkinle tedavi, su tedavisi, uyku tedavisi ve fizik tedavinin uygulandığı Asklepion’da bir kütüphanenin de bulunması burada aynı zamanda akademik çalışmaların da yapıldığını göstermektedir.

Bir yaratıcı deha ürünü olarak kabul edilen Zeus Sunağı kabartmaları barok tarzı ve patetik figürleriyle “Laokoön heykel grubu” gibi daha sonraki önemli yapıtları da etkilemiştir. Zeus Sunağı kabartmaları parça parça sökülerek Almanya’ya götürülmüş olup şu anda Berlin, Pergamon Museum’da sergilenmektedir.

9 Mayıs 2014 Cuma

Blog dünyam merhaba!

İleri bir tarihte oturup bloğumu karıştırırken bu dönemi bana hatırlatacak bir yazı olsun bari, epeydir uğramadığım sevgili bloğumda.
Buraya yaraşır bir zaman zarfı geçirdim gururla yazmak istedim:)
İki aydır kitap kulübüne üyeliğim sonucu kitap okuma aşkım canlandı ve kitap üstüne kitap bitirdim.


Az önce de Sofinin Dünyasını bitirdim. Her kitabın doğru zamanı vardır. Benim  için de şimdiymiş demek. Ama ne çok keyif aldım ne çok şey öğrendim ve bana ne çok araştırma konusu verdi anlatamam.
Düşüncenin evrimini görmüş oldum. Ve en çok da anlatım sadeliğine ve merakla okutturan kurgusuna bayıldım. Kitabın içindeki karakterler gibi 15 yaşında çocuklardan başlamak üzere her yaşın okuması gereken bir bilgi kitabı. Felsefenin tarihi.




Kitap kulübüyle başlayan kitap serüvenimin ise hemen bir kitap listesini yapayım. Hepsini ayrı ayrı tavsiye ederim çünkü hepsi içerikleri üzerlerinde düşünülecek ve tartışılacak pek çok sosyal, psikolojik, politik ve felsefe içeren kitaplar.




- Köprü - Ayşe Kulin
- Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali
- George Orwell - Hayvan Çiftliği
- Son Ada - Zülfü Livaneli
- Asılacak Kadın - Pınar Kür
- Kodin - Panait Istrati
- Katharina Blum'un Çiğnene Onuru - Heinrich Böll
- Beyaz Kale - Orhan Pamuk
- Kırmızı Kitap - Paul Auster




Hepsiyle ilgili tek tek bilgiyi bir ara vermeyi isterim doğrusu.


Bu arada özellikle kadınların başucunda durması ve zaman zaman alıp karıştırması bakımından şiddetle tavsiye edebileceğim bir başka kitap ise


- Kurtlarla Koşan Kadınlar - Clarissa P. Estes

8 Kasım 2013 Cuma

Postcrossing ve Kartlarım

Postcrossing'e heyecanla devam ediyorum. Bana gelen özenle hazırlanmış kartları görünce aynı özeni ben de göstererek hazırlamaya çalışıyorum kartlarımı.

Genelde yaşadığımız şehir ve yaşam tarzıyla ilgili kartlar istiyorlar. Ben de bol bol Sultanahmet, Ayasofya, Boğaziçi Köprüsü, bazen de köy yaşantılı kartpostallar gönderiyorum. Çok beğeniliyor. Ara sıra gönderdiğim çini resimli ve minyatürlü kartlar ise en popüler olanları.

Ben arkeoloji ve sanat tarihi ile ilgilendiğimi belirttiğim için bana o tarz kartlar atıyorlar. İşte size birkaç tanesi.... Henüz başlamadıysanız belki heves edersiniz. O zaman şu adrese bir bakın derim. http://www.postcrossing.com

Postcrossing nedir derseniz şuraya tıklayabilirsiniz. http://sanatnotlari.blogspot.com/2012/08/pul-koleksiyonculuguna-dogru.html

 
Bu kart Rusyadan geldi. Tauride Venüs'ü. Hermitaj Müzeinde. St. Petersburg
 

 
Aşağıdaki kart ise Japonyadan geldi.Norman Rockwell'in Mother and Daugter resmi

 
Yukarıdaki kart Almanyadan geldi. Lascaux Mağarasındaki ilkçağ insanlarının duvar çizimlerden.
 

Bu kart ise Mexicadaki bir tapınak. Chichen Itza.

25 Ekim 2013 Cuma

Anne babalar... Bir dakika bakar mısınız:)



Bugün çok güzel bir söyleşiye katıldım. Anne Baba Akademisi başlığı altında "Çocukla İşbirliğini Sağlamak" konulu söyleşide Prof. Dr. Eda Balkas Erdoğan ve Çocuk Psikoloğu Bedia Deliduman konuşmalar yaptılar.
Yaklaşık iki saat esprili yaklaşımları ve örnekli konu anlatımlarıyla çocuklarla iletişimlerimizde sıkça yapılan hataları önümüze koydular. Aslında bilinçsizce ve iyi niyetle yapılan öyle hatalar va rki. En çok vurguladıkları 0-6 yaş arası iletişimin çok özenli ve bilinçli yapılması ve çocuğa yanlışlıkla verdiğimiz mesajların onların ruhsal dünyalarında yaralar açabileceği.
Bir kaç not aldım.
Örneğin çoğunlukla onları suçlayıcı şekilde konuşuyoruz.

"Bak yine musluğu açık bıraktın her yer ıslandı, sana kaç kere söyledim musluğu kapat diye, niye anlamıyorsun sen"

"Oyuncakları dağıtmışsın, hiç toplamıyorsun zaten, ne kadar dağınık bir çocuksun"

"Yemeğini niye yemiyorsun, senin için o kadar uğraştım yoruldum sen bana eziyet mi etmek istiyorsun"

Şunu vurguladılar en çok,

BİLGİ, SUÇLAMADAN DAHA ÇOK AKILDA KALIR

Yukarıdaki yaklaşımlar yerine şunlar söylenmeli kısa ve öz olarak.

"Musluk açık kalırsa etrafı su basar"
"Oyuncaklar dağılmış"

Dikkat ettiyseniz onu direkt suçlayacak bir cümle yapısı değil. İkinci tekil şahıs içermiyor.

Suçlamalar içeren bu tarz konuşmalarımız veya kardeşiyle, arkadaşlarıyla yaptığımız kıyaslamalar onların kendi iç dünyalarında farklı mesajlar yaratmalarına neden oluyor, kendilerini değersiz beceriksiz hissediyorlar bu da dış dünyada davranış geliştirmelerinde kendine güvensiz, çekinik kalmalarına sebebiyet verebiliyor.

İletişimde dikkat edilecek 5 madde varmış. Mesela dişlerini fırçalamasını istiyoruz çocuğumuzun

1) Durumu Gösterme, Anlatma,
Hadi dişlerini fırçala .....değil...... Dişlerin kirli gözüküyor

2) Bilgilendirme
Dişler fırçalanmazsa çürür

3)Kısaca Söylemek
Dişler..... Bu çocuğu düşündürtecek ve ne yapması gerektiğini kendi bulacak, daha önce dişlerini fırçalamasını söylediğiniz çocuğunuza zamanla sadece "dişler" diyebilirsiniz.

4) Duygularınızdan söz edin.
Dişlerini fırçalarsan çok mutlu olucam.
Çocuklarımıza duygularımızdan bahsetmiyoruz. Durumlarla ilgili nasıl hissettiğimizi söylememiz gerekir. Örneğin "Kapıyı açık bırakınca içeri sinekler giriyor ve ben çok sinirleniyorum"

5) Not yazmak,
Çocuklara ufak not yazmak onların hoşuna gidiyor, okuma bilmeyenler için bile merak edici bir unsur oluyor ve yazılanı size sorarak öğreniyorlar.
Mesela yemekten önce çikolata yemek isteyen bir çocuk için annesi mutfağa bir not yazmış. "Mutfak yemek saatine kadar kapalıdır" Merak etmiş ne yazdığını çocuk ve annesinden öğrenmiş. Sonrada kardeşine dönüp mutfak kapalı yemeğe kadar demiş:) Kabullenmiş yani... Bazı notlar esprili de olabilir.
Dişler konusunda banyoya şu not bırakılabilir. "Beni kullanmayı unutma.. Diş fırçan"

Bir de şu örneği verdiler, Diyelim ki çocuk evde azmış koşturuyor ve sizi dinlemiyor, siz ona "Sabrım karpuz kadar" diyorsunuz ellerini açıp, bir müddet sonra
"sabrım portakal kadar "diyorsunuz elinizle gösterip, biraz daha kudurma süresinden sonra
"sabrım fındık kadar" diyorsunuz parmaklarınızla göstererek ve sakinliğe geçmelerini istediğiniz belirtiyorsunuz.
Bu betimleme zaman içinde sizin sınırlarınızı anlamalarına yardımcı oluyor ve onlar size sormaya başlıyor anne sabrın ne kadar diye ve oyunlarını ona göre düzenliyorlar.

İnsan iletişiminde yapılması gereken en önemli başlıklar ise şöyle,

1) Dikkatle dinleyin....
Biri size sorununu anlatırken sessizce ve dikkatinizi ona vererek dinleyin, sürekli soru sorarak onu kesmeyin
2) Anladığınıza Dair Sözcükler Kullanın...
Hmmm, evet, yaaa, öylemi...

3) Duyguları tanımlayın....
En önemli ve en zor maddeymiş, onu anlamaya çalışarak o vakada onun neler hissettiğini bulmaya çalışmak.... Sen çok öfkelenmişsin, hayal kırıklığına uğramışsın... gibi

4)Dileklerini Hayali Biçimde Sunun....
Bu da çocuklara yönelik yapmamız gereken bir madde. Örneğin akşam çocuk sizden çikolata istedi, dolapta kalmadığını farkettiniz...
"Çocuğum şimdi dükkanlar kapalı şuan alamayız ama yarın alırız bugünlük idare et" demek mantıkçı bir yaklaşım olur ve çocuklar bunu kabullenemeyebilir.

Onun yerine "çikolatamız kalmamış keşke olsaydı beraber yerdik" diye aynı duyguları paylaştığınızı önce gösterin sonra da "şimdi düşünsene bu dolap kadar bir çikolatamız olsaydı bir ucundan sen bir ucundan ben yeseydim" gibi hayal ile yaklaşmak onu biraz rahatlatabilecek konudan yumuşak bir geçiş yapmasını sağlayacaktır.

İşte böyle umarım bir kaç ipucu getirebilmişimdir seminerden, konferansın sonunda ufak da bir tiyatro gösterisi yaptılar konuşulanla ilgili, çok komikti ve de düşündürücü.....

24 Ekim 2013 Perşembe

The Gravity - Yerçekim (2013)

Yönetmen: Alfonso Cuaron
Oyuncular: Sandra Bullock, George Clooney

Bir grup astronot uzayda bir uydunun tamiri sırasında beklenmedik şekilde bir kazaya maruz kalırlar ve iki astronot şans eseri kurtulur ve uzay boşluğunda dünyaya dönmenin yolunu ararlar.

Notlarım (spoiler içerebilir benden söylemesi)

Film boyunca kendimizi uzayda hissedebiliyoruz, dünyaya uzaydan bolca bakabiliyoruz, bu açılardan göz doldurucu bir film.

Filmin fonu uzay, boşluk, yıldızlar, sessizlik ve huzur olması gerekirken bir an bile aksiyonun eksik olmadığı konusu ile yerimizde hop oturup hop kalktık doğrusu.

Filmin başlangıcında uyduyu tamir eden ekip, Houstonlarıyla bağlantıda gayet eğlenceli bir sohbet içinde. Bir yanda gayet ciddi bir görev başarılmaya çalışılırken Teksasın üzerinde süzülme anında  kovboy müzikleri eşliğinde Matt Kowalsky (George Clooney) adındaki astronotun esprilerle dolu hikayeler anlatarak bir yanda uzayda serbest dolaşma rekoru kırmaya çalışması, belki de Amerikalıların uzay teknolojisinde ne kadar ileri olduklarını gösterme çabası sanki (binlerce kez yapıldığına işaret eden adeta çocuk oyuncağı bir görev olduğunu vurgulayarak).

Aksiyonu boldu dediğim gibi, müziklerle desteklenmiş gerilim sahneleri ile tansiyonu pek düşürmediler. Gerilim aksiyon severler için tatmin edici bir film diyebilirim.

Aile dramı yine olmazsa olmazı tabii. İllaki başkahramanlardan birinde bir aile dramı olacak ki ölümle yüzleştiğinde izleyiciye bir gevşeme modu yayılsın, yani "ölürse sevdikleriyle buluşacaklar işte" rahatlığı..

Sonuç itibariyle uzay boşluğunun keyfini çıkardık mı çıkarmadık mı anlamadım:) Bu kadar sakin bir ortamda "yıldız savaşlarını" aratmayacak neler oldu neler.
Bırakmadı ki bir düşünelim, ne kadar küçüğüz şu evrende, uzay boşluğu ne büyük ve huzur dolu vs:)

Fragmanında, astronot mühendisin, uydunun üzerindeki tamiri esnasında ipi kopuyor ve uzayda tek başına salınıyor. Ben filme gitmeden şöyle bir konu hayal etmiştim.

O uzay boşluğunda kaybolup gidecek biz de uzayın sakinliğinde görsel pek çok şeye şahit olucaz onun gözünde, ooh üç boyutlu bir uzay yolculuğu, sonra insanlığımızı sorgulayacağız, nerden geldik niye burdayız nereye gidiyoruz, rüyalar, halüsünasyonlar, tanrılar vs...

tabi bunu hayal ettim de, elbette oyunculara ve yönetmene bakınca bunu olmayacaği belliydi:)
Bu dediğim senaryoyu kim yazar ve çeker... Belki Lars von Trier ya da Semih Kaplanoğlu mesela:)

24 Eylül 2013 Salı

Adalar Sempozyumu - 3-6 Ekim'de

Eğer sizde benim gibi İstanbul Adaları tutkunuysanız, her fırsatta adalara gidip temiz havasına, konaklarına, faytonlarına, mimozalarına, tabiatına hayransan kalıyorsanız, adaların oluşumuna, yüzlerce yıllık tarihine, kültürel gelişimine, sorunlarına, ve her türlü bilgiye aşağıdaki sempozyuma katılarak öğrenebilirsiniz. Eminim çok keyifli söyleşiler olacaktır. Bilginize,
http://www.adalarsempozyumu.org/index.html

I.İSTANBUL ADALARI SEMPOZYUMU TAKVİMİ
3 Ekim 2013 Perşembe günü açılış  Yer: CRR 
Saat: 14.00  Açılış konuşmaları
Saat: 14.30  Adalar üzerine değerlendirmeler
Saat: 18.00  Kokteyl
Saat: 19.30 Ada Şarkıları Konseri– Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk     Müziği Korosu

4 Ekim 2013 Cuma       Yer: Büyükada Anadolu Kulübü
Saat: 10.00- 12.20 Birinci oturum
Saat: 14.00- 17.00 İkinci oturum

5 Ekim 2013 Cumartesi  Yer: Büyükada Anadolu Kulübü
Saat: 10.00- 12.20 Birinci oturum
Saat: 12.20- 17.20 İkinci oturum

6 Ekim 2013  Pazar         Yer: Büyükada Anadolu Kulübü
Saat: 10.00- 12.20 Birinci oturum
Saat: 14.00- 17.40 İkinci oturum
 
04 Ekim 2013 Cuma Anadolu Kulübü Büyükada
 
BİRİNCİ OTURUM
 
1
10.00-10.20
Esen KayaBizans Döneminde Sürgün Yeri Olarak Adalar
2
10.20-10.40
Prof. Dr. Erendiz ÖzbayoğluTh. Stoudites’in Heybeliada Sürgün Yılları
3
10.40-11.00
İzzet Umut Çelik Bir Tecrit Mekânı Olarak Bizans Devri Adalar Manastırları
4
11.00-11.20
İrfan DağdelenOsmanlı Arşiv Belgeleri ve Diğer Bazı Kaynaklara Göre Osmanlı Döneminde Adalar (Yerel Tarih Araştırması Örneği)
5
11.20-11.40
Cavid Kasimov   Azerbaycan Gezgini Hacı Zeynel Abidin Şirvani’nin Seyahatnamesinde İstanbul Adaları İle İlgili Malumalar 
6
11.40.12.00
Öğr. Gör. Nefise Burcu Yağanİstanbul Adaları’nın Gravür, Harita ve Fotoğraflara Yansıyan Sayfiye Tarihi  Üzerine Değerlendirmeler
7
12.00-12.20
Mihriban Arslan Büyük            Kuruluşundan bu yana Deniz Harp Okulu'nun Adalara kattığı değer ve  yetiştirdiği mümtaz şahsiyetler 
 
ARA
  
İKİNCİ OTURUM
 
1
14.00-14.20
Prof. Dr. Meral AvcıAdalar’ın Bazı İlginç Bitkileri: Dağılışları ve Ekolojik Özellikleri
2
14.20-14.40
Kerem Yılmaz XX. Yüzyılın İkinci Yarısından Sonra Yaşanan Göçlerin Adalar’daki Sosya-  Ekonomik Yaşama Etkisi
3
14.40-15.00
Fatma CoşkunHeybeliada’nın Değişen Gündelik Yaşam Pratiklerinin Sosyo-mekânsal  Görünümleri
4
15.00-15.20
Prof. Dr. Övgün Ahmet ERCANAdalar’da Deprem Olursa Ne Olur?
5
15.20-15.40
Doç.Dr. Begüm Sertyeşilışık     Adalar’da Turizmin Dört Mevsime Yayılması Üzerine Bir İnceleme
6
15.40.16.00
Murat ŞahinBüyükada Üzerine Gözlem ve Öneriler
7
16.00-16.20
Taner Yıldız- Uğur Uzer - F. Saadet Karakulak İstanbul Prens Adaları Kıyı Balıkçılığı
8
16.20-16.40
Zeynep Ceylanlı Yirminci Yüzyılın İlk Çeyreğinde Büyükada: Üç Köşk Üç Aile
 
 
  
 

05 Ekim 2013 Cumartesi  Anadolu Kulübü Büyükada
 
BİRİNCİ OTURUM
 
1
10.00-10.20
Doç.Dr. Seher Demet Yücel Biyofilik Bir Yerleşme Olarak Adalar
2
10.20-10.40
Elvan Ada İstanbul Adaları’nda Peyzaj Bozulmalarını Etkileyen Faktörlerin Değerlendirilmesi
3
10.40-11.00

Canan Koca, Neslihan Barıştekin
Prens Adaları’nın Doğal Değerlerinin Korunması ve Fizikî Mekân        Planlaması İlişkileri
4
11.00-11.20
Araş. Gör. Aysun Aygün Heybeliada Merdivenli Sokaklar ve Meydanlarının Mekânsal Bütünlük   Bağlamında İncelenmesi
5
11.20-11.40
Y. Mimar Selin KarsanBurgazada’nın Kentsel ve Sosyal Dokusundaki Çözülmeler
6
11.40.12.00
Ahmet Aslan Suvar Özgün Bir Kentleşme Pratiği: Sedef Adası
7
12.00-12.20
 Mustafa AkgülAlternatif Ulaşım Yolları Olarak Atlı Yolları
 
ARA
  
İKİNCİ OTURUM
 
1
14.00-14.20
Y. Doç. Dr. Hatice Özyurt Özcan, İstanbul Adaları’ndaki Bizans Dönemi Anıtları
2
14.20-14.40
Yrd. Doç. Dr. Ersoy Soydan Adalar’daki Rum Ortodoks Manastırları ve Popüler Bir İnanç Merkezine Dönüşen Hagios Georgios (Aya Yorgi) Manastırı
3
14.40-15.00
Doç. Dr. Rabia ÖzakınAdalar’da Osmanlı dönemi Bir İbadet Yapısı: Büyükada Hamidiye Camisi
4
15.00-15.20
Enis AkovaBüyükada Hamidiye Camii’nde, 2009-2010 Yıllarında Yapılan Onarımların Değerlendirilmesi"
5
15.20-15.40
Umut AkyüzBüyükada Anadolu Kulübü Otel Binası
6
15.40.16.00
Yard. Doç. Dr. A. Binnur Kıraç – Heybeliada’nın Üretim Kültürüne Ait Bir “İz”in “Miras” Olarak  Geleceğe Aktaracakları Üzerine; “Tarihî Yel Değirmeni”
7
16.00-16.20
Y. Mimar Yeşil Özerdem – Prof. Dr. Zeynep Ahunbay Kalvokoresis Köşkü ve Koruma Önerileri
8
16.20-16.40
Doç. Dr. Yegan Kahya – Y. Mimar Müge Alsancak FırtınaYitirilmiş Mimari Bir Değer: Burgazada Kevencioğlu Köşkü- Yitirilmiş Mimarî Bir Değer: Burgazada Kevencioğlu Köşkü
9
16.40-17.00
Fatma Zeynep ÖzkoçakBüyükada’daki Cumhuriyet Dönemi ve Sonrası Sivil Mimari Örnekleri
10
17.00-17.20
Prof. Dr. Mehmet Akif Ceylan – Araş.Gör.Ali Çeker-Araş.Gör.Celal Şenol İstanbul Adaları’nda Su ve Başlıca Su Yapıları
05 Ekim 2013 Cumartesi  Anadolu Kulübü B.ada
 
İKİNCİ SALON
 
1
14.00-17.00
Jeofizik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesiİstanbul Depremi ve Adalar
06 Ekim 2013 Pazar  Anadolu Kulübü Büyükada
 
BİRİNCİ OTURUM
 
1
10.00-10.20
Yrd. Doç. Dr. Ömür Munzur İnsanın İçselleşmesinde, Kültürlerarası Kaynaşmada ve Bu Olguların Sanatla İfade Edilmesinde Adalar’ın Önemi
2
10.20-10.40
İsmail Hakan Akçaoğlu Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Kartpostallarda ve Efemerada Adalar’da Demografik Yapı ve Sosyal Hayattaki Değişimler
3
10.40-11.00
Prof. Dr. Murat Koç Yeni Türk Edebiyatı’nda İstanbul Adaları
4
11.00-11.20
Nebahat YusoğluKelebek Mecmuası’nda Adalar
5
11.20-11.40
Mehmet GüntekinTürk Musikisi’nde Adalar
6
11.40.12.00
Seher Keçe TürkerÇok Yönlü Yazar Sait Faik Abasıyanık’ın Hikâyeleriyle Burgazada’ya    Katkıları
7
12.00-12.20
Doç. Dr. Ali Şükrü Çoruk Bir Ada Şairi Olarak Fazıl Ahmet Aykaç
 
ARA
  
İKİNCİ OTURUM
 
1
14.00-14.20
Dr. Zeynep Demircan AksoyTürk Resminde İstanbul Adaları
2
14.20-14.40
Özden ÇelikMüze Ev Kavramı Bağlamında Adalar Bölgesi Müzeleri
3
14.40-15.00
İnanç CivazMüzeler ve Toplumsal içerme: Modena Müzesi’nin Öğrettikleri
4
15.00-15.20
Alp Sunalpİstanbul Adaları ve “Öteki Kültür Mirası
5
15.20-15.40
Öğr. Gör. Mimar Dr. İnci Olgun – Yrd. Doç. Dr. Bahar Aksel İstanbul’un Zamanı Yavaşlatan Parçası: Adalar
6
15.40.16.00
Haldun Özgü – Yrd. Doç. Dr. Elif Akdağ Göçekİstanbul Adaları’na Sakin Şehir Sertifikası Kazandırılması
7
16.00-16.20
Elvan Ada İstanbul Adaları’nın Kültürel Peyzaj Olarak Değerlendirilmesi
8
16.20-16.40
Y. Mimar Selin KarsanKültürel Peyzaj Alanı Olarak Büyükada
9
16.40-17.00
 Doç.Dr.Begüm SertyeşilışıkAdalar’da Sürdürülebilirlik
10
17.00-17.20
Tolga Öztürk - Necmettin Şentürk - Mustafa Akgül,          Turizm Açısından Alternatif Ulaşım Yollarının Belirlenmesi: Büyükada Örneği
 
 
 

20 Eylül 2013 Cuma

Kim Ki Duk ile Söyleşi ve Arirang

2 yıldır, Kim Ki Duk diye diye ve filmlerini izleyip anlata anlata bitiremedim. Sonunda yüzyüze de tanışmış oldum.
Güney Kore Türkiye  Kültür Expo organizasyonu sebebiyle İstanbul'daki Kore filmleri gösterim haftasının onur konuğu oldu ve Marmara Üniversitesinde "Pieta" adlı filminin gösteriminin ardından 2 saat bir söyleşi yaptı.
Tıklım tıklım doluydu salon, Güney Kore filmlerine ve özellikle Kim ki Duk'un kendisine hayranları gerçekten çoktu, özellikle sinema öğrencilerinin ve Marmara Üniversitesi Sinema Bölümünün Başkanı bile onu öve öve bitiremediler ki onlara ben de katılıyorum bu konuda.

Kim ki Duk, bize kısaca o çok ilginç anektodlarla dolu yaşam hikayesini anlattı.

Kendisi fazla okumamış ve 15 yaşında bir fabrikada çalışmaya başlamış, sonra denizci asker olmuş. 30'lu yaşlarında yurtdışına gitmiş, Paris'te ilk kez film seyretmiş ve şok olmuş, yaşı 33 iken. Biz de bunu duyunca şok olduk tabi.

İlk seyrettiği film Kuzuların Sessizliği imiş. 2 yıl sanırım yurtdışında yaşamış,

Ülkesine döner dönmez tüm yaşamı boyunca gözlemlediği şeyleri hikayeleştirip yazmaya başlamış ve senaryolar oluşturmuş, hiçbir eğitim almadan film yapmaya soyunmuş ve 2011 e kadar 15 yıl içinde 15 film yapmış. Durmadan yazmış, her filmin senaryosunu kendi yazmış, yönetmenliğini kendi yapmış, zaman zaman da küçük rollerde oynamış. (Spring, Summer, Autumn, Winter...Spring)
Her film bittiğinde yeni filmi için hazırlıklara başlamışmış bile.

Her zaman yeni filmlerini düşünür geriye dönüp eski filmlerini izlemezmiş. Öyle ki bir gün Tv de bir film izlemiş ve çok beğenmiş bittiğinde kendi adını görünce şaşırmış:)

Ona eski filmleri ile ilgili sorular sorulduğunda pek hatırlamadığını söylüyor, yarım yamalak cevaplar veriyordu. Onun üzerine soru soranlar önce "x" filminiz hatırlıyormusnuz diye teyid alır oldular.

Gelgelelim 2011'de çektiği "Dream" adlı filmin çekimleri sırasında meydana gelen talihsiz bir olay ve üzerine meslektaşlarının sadakatsizliği sonucu kabuğuna çekilen Kim ki Duk 3 yıl bir köy evinde sürgün yaşatır kendine.
İşte o sırada yaşamının anlamını bulduğu film çekme aşkının baskılarına dayanamaz ve "Arirang"ı çeker.
Bir el kamerasıyla hiç bir teknik ekipman kullanmadan, yönetmenin, ışıkçının, montajcının, oyuncunun kendi olduğu belgesel nitelikli bu film, Kim ki Duk tüm iç dünyasını ve iç hesaplaşmalarını olduğu gibi ortaya koyarken, sürgün evindeki yaşamını da detaylarıyla gösterir.

Film bittikten sonra gösterip göstermemekte çok tereddüt eden Kim ki Duk sonuç itibariyle Cannes Film Festivalinden bu filminden ödül ile döner.

Söyleşide hala o evde yaşadığını belirtti fakat artık film çekme orucuna son vermiştir ve Arirang'ın üzerine 3 film daha çeker. Bunlardan bir tanesi işte söyleşi öncesi gösterilen "Pieta" dır.

Pieta başlı başına bir yazı konusu olmasına rağmen yine çok dokunaklı ve düşündürücü bir hikayeyi ele almakta ve tipik olarak Duk'un insani duyguları çok farklı yaklaşımlarla ortaya çıkarma özelliğini korumakta.

Söyleşi Kim ki Duk'un meşhur Arirang şarkısını söylemesiyle son buldu. Arirang'ı seyredenler bu şarkının onun için önemini bilirler:)

Arirang, Kim ki Duk severlerinin yanısıra, başarılarla dolu bir çalışma yaşamı olan, tüm dünyada saygınlık kazanan, ülkesine iyi yönde hizmet ettiği düşünülüp ülkesi tarafından onurlandırılan bir insanın, iç dünyasının hassasiyetlerini, kırılganlıklarını, ve iç hesaplaşmalarını görmek açısından mutlaka izlenmeli.
Ayrıca teknik açıdan, bir kişinin kendini filme almasının sinema severler açısından görüntüsel detaylarını düşünerek ve gözlemleyerek bu filmi izlemesi çok öğretici ve ilginç olacaktır.



31 Temmuz 2013 Çarşamba

Hoş

Gülçin Ergül & What Da Funk - Maybe ( Emeli Sandé Cover ) / #akustikhane...


19 Temmuz 2013 Cuma

Belgesel: Hasankeyf ve Amazon'un ortak hikayesi

Damocracy belgeseli, Amazon ve Hasankeyf'in ortak hikayesinden yola çıkarak büyük barajların iddia edildiği gibi 'temiz' enerji olmadığını ortaya koyuyor.

Kanadalı yönetmen Todd Southgate, dünyanın en çok tartışılan iki baraj projesi olan Brezilya'daki Belo Monte ve Türkiye'deki Ilısu'yu konu alan bir belgesel hazırladı. 

Southgate, ilk yolculuğunu Brezilya'nın görkemli Amazon ormanlarına, yerli kabilelerin yaşadığı bölgelere yaptı. Oradan Türkiye'ye gelen yönetmen, Hasankeyf başta olmak üzere Mezopotamya'nın bereketli ovaları ve derin vadilerine giderek yaşamları baraj projeleriyle tehdit altında olan ve bu barajlara karşı mücadele veren yerel halklarla, bunun yanı sıra sivil toplum örgütleri, akademisyenler ve avukatlarla görüştü.

Bu belgesel, Dicle ve Xingu (Şingu) nehirlerinin beslediği topraklarda binlerce yıldır varlığını koruyan yerel halkların, kültürlerin ve yaban hayatının barajlarla nasıl yok edileceğini gözler önüne seriyor.

Aynı zamanda, gezegenimizin akciğerleri olan Amazon'u ve medeniyetlerin beşiği olan Mezopotamya'yı yok edecek barajların 'temiz' enerji adı altında iklim değişikliğine çözüm olarak sunulmasını da eleştiriyor.
http://dogadernegi.org | 



Buda Hasankeyf Belgeseli

4 Temmuz 2013 Perşembe

İki Film: Leaves of Grass ve Soul Kitchen


SoulKitchen
Soul Kitchen Film Afiş

Şans eseri peşpeşe seyrettiğim iki film ilginç derecede pekçok yönüyle kesişiyor. O yüzden ikisinden de aynı anda bahsetmek istiyorum. Bunlardan biri Edward Norton’un son filmi “Leaves of Grass” ve ilk gösterimi 2009 Toronto Film Festiavlinde yapıldı. Diğeri ise Fatih Akın’ın yazdığı ve yönettiği ödüllü filmi “Soul Kitchen”.
Genel hatlarına bakıldığında iki filmde de birbirlerinden çok farklı yaşam tarzları olan iki kardeşin kendi içlerinde dengeyi bulma mücadelesi yaşanmakta. İkisinde de biryanda dürtüleriyle hareket eden ve yasal olmayan yollarla geçinen bir kardeş varken diğer yanda düzgün ve mütevazi bir hayat sürmeye çalışan hatta kendini işe adamaya yönelmiş diğer kardeş bulunmakta.
İki hikayenin de tartıştığı benzer sorular şunlar: Birgün bu kardeşler aynı aileden oldukları için birbirlerinin hayatlarının içinde yeralmaka zorunda kalırsa ne olur? Daha doğrusu kendi halinde yaşayan kardeşin başına ne işler gelir? Kardeşine güvenmek doğal bir içgüdü müdür?
Asıl ilgimi çeken bir benzerlik daha var ki, bu belki de felsefi altyapılarını oluşturuyor iki filmin. Leaves of Grass’ın açılış sahnesinde profesör öğrencilerine Sokrates’ten bahseder, insanın hayatını kontrol etmesi gerektiğini, tutkuların ne kadar masum gözüksede disiplinize edilmesi gerektiği düşüncesini anlatır. Sokrates’i ön plana çıkaran bir açılışa sahip olan bu filmden sonra Soul Kitchen’a baktığımızda esas kahramanımızın yaşlı kiracısının ismi Sokrates’tir ve yine ilk sahnede karşımıza çıkar.
Peki Sokrates’e hangi amaçla gönderme yapıyor olabilirler diye düşündüm ve şununla karşılaştım: Ahlak felsefesinin kurucusu Sokrates’in inançlarından birisi şudur: “Ruhunun temiz kalması koşuluyla insanın başına gelen talihsizlikler görece önemsiz şeylerdir. Kişinin uğrayacağı gerçek felaket ruhun çürümesidir. Bunun içindir ki adaletsizliğe katlanmak, adaletsiz bir iş yapmaktan çok daha az zarar verir insana.” İşte bu iki filmi de ve özellikle Soul Kitchen’i epey açıklıyor bence.
Soul Kitchen, pişmiş tavuğun başına gelenlerden daha fazla aksiliklerin yaşandığı fakat gerçekçi ve hayatın içinden yansımalarla kaleme alınmış bir senaryo. Öyle ki, komedi unsurları olayların akışıyla, karakterlerin düştükleri durumlar üzerine oturtulmuş. Baş kahramanlar olan Kazancakis kardeşlerin rum kanından olmasıyla da, akdeniz ruhunu yansıttıkları için duygularını çok doğal ve yüksek seviyede ortaya koydukları bir hikaye bu. Baştan sona çok eğlenceli, yüksek tempolu ve harika müziklerin eşlik ettiği bir film. İnsana dair herşey var içinde, dostluk, aşk, aile ilişkileri ve hayallerini farklı yöntemlerle gerçeklemeye çalışan bir dolu insan. Emin olun bittiğinde yüzünüzde küçük bir gülümseme bırakacak
Kazancakis kardeşlerden Zinos, eski bir fabrikayı restorana çevirmiş ve fast food tarzında özensiz yemekler hazırlamaktadır. Buna rağmen belli bir müşteri potansiyeli de bulunmaktadır. Bir restorandan kovuluşuna tanık olduğu gurme şefi işe alır. Kendi bildiğini okuyan, sanatçı ruhlu, deli dolu şef az olan müşteriyide kaçırır. Maliyeciler ve sağlık müfettişleri ile iyice daralan Zinos’un kız arkadaşı Nadine ise iş için Shangaya gider, tüm bunların üzerine bir de bel fıtığı olur.
Bu arada hapisten hergün izinli çıkan kardeşi İllias abisinin restoranında çalışmaya başlar. Sokakta karşılaştığı okul arkadaşı emlakçı olmuştur ve restoranınıı ona satması için tüm gücünü kullanmaktadır.
leaves_of_grass
Leaves of Grass Film Afiş
Bir müddet sonra restoranın civarında açılan bir müzik okulu sayesinde para kazanmaya başlarlar ve Nadine’in yanına gitmek üzere mekanı kardeşinin üzerine devreder. Fakat bu kararı herşeyi alt üst edecektir.
Edward Norton’un tek yumurta ikizlerini canlandırdığı, Leaves of Grass filmine baktığımızda ise, ikizlerden biri olan Bill, Ivy League’de yani ABD’nin en seçkin üniversitelerinden birinde felsefe profesörü olmuş ve hayatını akademik kariyerine adamışken, kardeşi Brady doğduğu şehir olan Oklahoma’da modern bir marihuana üretim çiftliği kurmanın peşinde ve mafyaya borçlanmış durumdadır.
Kokain bağımlısı anneleri huzur evinde kalmaktadır ve yıllardır Bill ile görüşmemektedirler.
Brady, başındaki beladan kurtulmak ve büyük projesini hayata geçirmek için kardeşi Bill’e ihtiyaç duyar ve kendi cenazesi yalanıyla onu Oklahoma’ya getirtir. Her ne kadar istemesede Bill bu planın bir parçası durumuna düşer.
Bu filmin eğlence seviyesi diğerine göre düşük olsa da asıl özelliği dijital teknolojinin harika bir örneği olması. Edward Norton’un canlandırdığı ikizler, çoğu sahnede beraber gözükmekle kalmıyor, kavga ediyor, birbirlerine sarılıyor ve yakın temasta bulunuyorlar. İkizlerden birini ağır aksanlı diğerini ise büyükşehir tiplemesiyle canlandıran Edward Norton, hem şive, hem karakteristik özellikleri ortaya çıkarmakta çok ustaca bir iş yapmış.
Aslında kara mizah türünde olan Leavse of Grass çok akıllarda kalacak bir film gibi gözükmüyor, hikaye sanki “olması gereken de buydu” vicdanıyla zorlama bir finalle bitiriliyor.
Edward Norton hayranıysanız ve onu bir komedi – dram filmiyle uzun zaman sonra tekrar izlemek isteyenlere tavsiye ederim.

Not: Bu yazım 4 Mayıs 201 da www.artimetre.com da yayınlanmıştır.

21 Mayıs 2013 Salı

Müze meraklılarına

www.muze.gov.tr harika bir web sitesi hazırlamış.
İstanbul'dan Hatay'a, İzmir'den Gaziantep'e, ülkemizin en önemli açıkhava ve kapalı müzelerini sanal olarak gezme imkanı veriyor.
Mükemmel kalitede görseller ve üç boyutlu turlarıyla müthiş bir site.
Bir de online okunabilen 3 ayda bir yayınlana dergisi... http://muze.gov.tr/dergi
Müzekart hakkında da detaylı bilgi sahibi olabilirsiniz.
www.muze.gov.tr

8 Mart 2013 Cuma

Django Unhained (2012) - Tarantino

Django Unchained (2012)
Yönetmen: Quentin Tarantino
Oyuncular: Jamie Foxx, Christoph Waltz, Leonardo diCaprio

Konu: Amerika'nın İç savaş öncesinde bir kelle avcısı (Dr Schultz) ile köle bir adam (Django) işbirliği yaparak Güney'in azılı suçlularının peşine düşerler.

Filmle ilgili:

- Tarantino yazdığı ve yönettiği bu film içn şöyle demekte.
"Amerika'nın yüzleşmeyi sevmediği kölelik konusunu "büyük bir olay" olarak ele almak yerine bir Spagetti Western şeklinde senaryolaştırmayı ama içinde Amerikanın utandığı her türlü konuyu barındırmasını da istedim."
Gerçekten de, film baştan sona, kölelerin çektiği azap dolu yaşamlarını, beyazlar tarafından neredeyse insan yerine konulmadıklarını defalarca ortaya koyuyor. Yine de bu sarsıcı gerçekler bir masal anlatıyormuşcasına beyaz perdeye taşınıyor Tarantino tarafından. Özellikle filmin bitişinde bunu çok daha iyi hissediyor izleyici.




- Filmin müzikleri gerçekten güzeldi.
Western klasik müzikleri, Bach, ve Verdi'nin requemi gibi klasiklerin yanında, Rick Ross'un "100 Black Coffins" inden oluşturulmuş soundtrack. Kesinlikle arşivde olması gereken bir albüm olarak düşünüyorum.

- Gelelim Tarantino'nun meşhur kanlı sahnelerine. 
Kill Bill'den, ve hatta Inglorious Basterds'tan sonra daha az kırmızı olmuş diyebilirim. Filmin sonlarına kadar tutmuş kendini Tarantino. Ve sanırım en eğlendiği sahneleri sona saklamış. Eğlendiği apaçık çünkü bu kanlı çatışma sahnelerini öyle bir sunuyor ki her seferinde sanki bir yaplı tabloya sürreal bir çalışma yapan ressam gibi görüntüler dizayn ediyor.  
Gözünüzü kırpmadan bu tablonun oluşumunu seyretmek istiyorsunuz. Hatta böyle bir vahşet anını bile trajikomik bir şekilde sunuyor ki size eğlenmekten başka birşey bırakmıyor.

- Django Unchained kazandığı pek çok ödülün yanısıra Tarantino'ya En İyi Senaryo dalında Oscar'ı kazandırırken, Christoph Waltz'a da En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscar'ını kazandırdı. 100 Milyon $ a malolan film şuana kadar 4 katı getiri elde ederek Tarantino'nun da en yüksek getirili filmi olmuş.