28 Ocak 2013 Pazartesi

Celal ile Ceren

Ne tür beklentiler içinde gidilir bilemiyorum. Önümüzde bir Recep İvedik serisi var ve arkasından Celal ile Ceren'in fragmanlarında bu tiplemeden sıyrılmış gibi gözüken ve daha dünyalı bir karakterle karşıkarşıya (mı) yız.
Sonuçta bizi bu filmi izlemeye iten tek şey içimizdeki gülme arzusu idi. Güldük mü.... güldük.
Ama sadece bir kaç sahnede, yani şöyle film boyunca kahkahalara boğulup sinemadan çıkarken yüzümüze yapışmış bir kocaman tebessüm etkisi yaratmadı bizde. Hatta sonlarına doğru bitse de çıksak moduna bile geldiğimi söyleyebilirim.

Filmle ilgili tanıtımlarda yaratılan hava, Recep İvedik tarzı seviyesiz şakalardan kaçınılmış, bir öküz-insan çizgiroman tiplemesinden ziyade içimizden biri (ailesi, işi, arkadaşları ve uzun bir ilişkisi olan) ve başına komik işler gelen biri yaratılmış olmasıydı.

Yaratılmış yaratılmasına da karakter tam oturmamış geldi bana.

Tavır ve davranışları itibariyle, zaman zaman sümsük, zaman zaman gey vari tonlamalarda konuşan -ama tamamen heteroseksüel olduğunu bildiğimiz- ve zaman zaman da "Burhan Altıntop" karakterinden çalıntı konuşma biçimiyle Celal tam tanımlanamaz bir kahramandı.

Ceren çok sevdiğim bir oyuncu olan Ezgi Mola tarafından canlandırılmıyor olsa belki de hiç gitmezdim bu filme, yani en azından gişe hasılatındaki bir biletin sebebi odur:) Yine de daha ön planda olacağı bir senaryo olsaydı çok hoşuma giderdi.

Ceren'in ev arkadaşı için yazılmış karakter feciydi. Ağzı bozuk, her iki lafından biri küfürlü korkunç bir tipti ve hiçbir sahnesinde de beni güldürmedi açıkçası.

Celal'in ev arkadaşı ise Amerikan sitkomlarından özenilmiş de yaratılmış, ciddi tavırlarla espri üreten ama tamamen antipatik görünen ve gereğinden fazla rol almış bir karakterdi.

Ben ne bekliyordum bilmem, zeka ürünü espriler olmayacağını baştan bilerek, belki durum komedisinden iyi bir gülmece ortaya çıkmıştır umuduyla ve fakat özenle yaratılmamış karakterlerin üzerlerine yakışmayan replikleri söyledikleri yine argodan ve küfürden kaçınılmamış 15 yaşüstü bir film buldum.

Filmin en çok beğendiğim bölümü ise açılış jenerik bölümü oldu. Celal ile Ceren'in sevgili oldukları günlerdeki sevimli hatıralarından oluşan sahneler çok hoştu.

Not: İnsanları ağlatmak kolay, güldürmek zordur. Dram türündeki filmleri çoğunluk beğenirken komedi türü çok fazla eleştiri alır.
Çünkü insan olarak zayıf olduğumuz noktalar çoğu zaman örtüşürken bizi eğlendiren şeyler yaşam biçimimize göre çok farklılaşır. Komedi türünde film yapmak cesaret ister.

Celal ile Ceren bana fazla hitab etmemiş olabilir ama belki sizi çok güldürür. İzleyip yorumlarınızı yazmanızı merakla bekliyorum.

25 Ocak 2013 Cuma

Ev yapımı pizza

Bizim oğluş ergenlik dönemindemidir nedir bilemiyorum okuldan eve gelince bir canım sıkıldı tutturuyor gidiyor. Kendileri 4,5 yaşında bilmeyenler için:)
Papaz kaçtıyı pek seviyor bu ara hemen oturup oynuyoruz. Biter bitmez vızıldamaya başlıyor "canım sıkılıyor da canım sıkılıyor,
dama oynuyoruz, o bitiyor başlıyor hemen sıkılıyorum

seninle bir faaliyet yapalım" diyor,
bir yanda Aryoş biryanda Doruk bul bakalım bir faaliyet kolaysa, zaten öyle elişlerine fazla becerim yoktur benim, doğru dürüst resimde çizemem, geometrim sıfır olduğu için kağıttan ev falanda yapamam işim zor yani,
-Kitap okuyalım diyorum,
-ıııh!
-resim yapalım,
-ama sende benimle yap
-tamam yapıyım ne yapalım,
geometrik desen yapmayalım bugün
-ne yapalım peki
bilmiyorum oooof bişey yapalım anne,

işte buaralar böyle geçiyor akşamüstlerimiz, Doruk'u eyleyemiyoruz evde, hergün onu şaşırtacak veya keyif alacağı değişik birşeyler yaratmadığımız sürece işimiz zor. Aslında belki de tek istediği arkadaş, havalar soğuk olduğu için bahçeye de çıkamıyoruz.
Arya biraz daha büyüse beraber oynarlar diye düşünüyorum, az kaldı:)

Bugün de yine ne yapsak ne yapsak diye düşünürken aklıma birden mutfak faaliyeti geldi. İkimizde küçüklüğünden beri çok eğleniriz mutfakta.
Ne zamandır ev yapımı pizza yapalım diye konuşuyoruk Doruk'la. Bu fikri de bize Calliou vermişti:)
Hemen kolları sıvadık ve evdeki kıt kaynaklarla bir ev pizzası yapmaya giriştik.
Malzemeler odukça kolay bulunur ve sonuçta oldukça lezzetli, tavsiye ederiz:)

Kolay Pizzamızın tarifi şöyle,

2,5 su bardağı un
Yarım su bardağı sıvıyağ
1 yumurta
2 çorba kaşığı yoğurt
1 çay kaşığı kabartma tozu
1 çay kaşığı tuz

Hamuru yoğurup biraz dinlendiriyoruz ve üzerine hafif sulandırdığımız salçayı sürüp istediğimiz malzemeleri koyup fırına veriyoruz.
Biz üstü için, kırmızı biber, kurutulmuş domates, soğan, yeşil zeytin, ceviz ve kaşar rendesi kullandık. (Dedim ya evde ne varsa partisi bu:)

Veeee afiyet olsun:)




23 Ocak 2013 Çarşamba

İki Vasat Film - Umut Işığım - Entrika

Umut Işığım - Silver Lining Playbook
Yönetmen: David O Russel
Oyuncular: Bradley Cooper, Jennifer Lawrence, Robert de Niro

Konusu: Pat Peoples (Bradley Cooper) her zaman bardağın dolu tarafına bakan, “Her şeyde bir hayır vardır,” sözüne inanan bir adamdır. Karısı kendisini başka bir adam için terk ettikten sonra akıl hastanesinde kalan Pat, karısını geri kazanmaya ve hayatını yeniden düzene sokmaya kararlıdır. Moralinin bozulmasına asla izin vermemeye çalışan Pat anne babasının yanına taşınır ve kendisini karısının istediği türden bir adam olmaya çalışmaya adar. Ancak bu zor bir mücadeledir. Taa ki hayatı istediği gibi gitmeyen güzel bir genç kadın olan Tiffany (Jennifer Lawrence) ile tanışana kadar.Çift birlikte hayatlarını yönlendirmeye ve kendi kişiliklerine sadık kalmaya çalışacak, bu süre içerisinde benzersiz bir dostluğa, hatta aşka bir adım uzaklıkta olacaklardır. (www.sinemalar.com)

Umut Işığım, Oscar'a 8 adaylığı olan bir film, imdb puanı 8!
Nasıl oluyor anlamadım tıpkı benim gibi film sever pek çok izleyici gibi.
Vasat buldum.
Oyuncular iyi oynamış tamam ama artık kötü oyunculuk örneği zaten pek yok.
Senaryo ve kurguyu hiç özgün bulmadım çok yüzeysel ve sıradandı.
Karakerleri derinden tanıyamadaık özellikle anne baba karakterini ve bahis oynadıkları Randy'nin kim olduklarını hiç yansıtmamışlar.
Bütün film Pat'in sayıkladığı eski karısı Nikki kimdir bilmiyorum.
Totem konusunun çok üstünde durulmuş ve bütün komedi bunun üstüne dönüyordu Robert deNiro 'da bağırıp çağırmaktan başka birşey yapmadığı rolünde Oscar adaylığı aldı.
Benim için filmdeki tek iyi ve şaşırtıcı Jennifer Lawrance'ın oyunculuğu oldu, en son Açlık Oyunlarındaki Katniss karakterinden sonra 180 derece dönüşle yeni bir karaktere bürünmüş ve hakkını vermiş.
Hadi bakalım!

Entrika - Arbitrage



Yönetmen: Nicholas Jarecki
Oyuncular: Richard Gere, Susan Sarandon

Konusu: Miller, başarılı bir iş adamı ve aile reisi portresi çizmektedir ancak başı büyük belâdadır. Yaptığı yolsuzluklar ortaya çıkmadan borç batağındaki şirketini büyük bir bankaya satmaya, bu durumu ve sevgilisi Cote ile yaşadığı gizli ilişkiyi ise ailesinden saklamaya çalışmaktadır. Tam şirketini satmak üzereyken, beklenmedik bir olay yüzünden ailesi, imparatorluğu ve işlediği suç arasında sıkışıp kalır. (www.sinemalar.com)

80'lerden kalma bir film.
Richard Gere bildiğimiz adam herşeyiyle eski filmlerindeki gibi. Aynı yani, ileri geri gitmemiş.
Filmin konusu ve sunumu vasat. İzledikçe bir ışık görürüm belki bir rüzgarla yönü değişir diye umut ettim ama olmadı. Hiç şaşırtmadı. Biteviye.
Oldu da bitti maşallah şeklinde bağlandı ve bitti film.
Susan Sarandon'un oynadığı karakter filmin sonu için bu kadar önemliyken tüm film geride bırakılmış ve sığ kalmış.
İzlendikten hemen sonra unutulacak hiç iz bırakmayacak bir film. Maalesfe yıllardır televizyonda izlediğimiz sıradan filmlerden bir adım öne çıkamamış.



19 Ocak 2013 Cumartesi

Amour - Aşk - Michael Haneke (2012)

Bu film size öyle çok soru soracak, günlerce üstünde düşündürtecek ki hazırmısınız.

Benim için iyi bir filmin yapması gereken herşeyi yapıyor yani bana bildiğim fakat üstünde düşünmeye vakit ayırmadığım konuları sunuyor.

Haneke, aşkın bambaşka ve çoğu kişinin aklına gelmeyecek bir boyutunu ortaya koyuyor ve öyle yalın yapıyor ki bunu donup kalmaktan başka birşey yapamıyorsunuz.

Ağır bir yemekten kalkıp hazmını nasıl zor yapıyorsak bu filmin de hazmı belki günlerce sürecek. Sürmesi de gerekli tıpkı filmi izleyen herkesin bu hazımsızlığı çekmesinin gerektiği gibi.

Aşktan bahsediyor filmde hem de upuzun bir süre yaşanmış bir aşktan. Belki 60 yıl sürmüş kimbilir. 
Artık yaşlanmışlar ama beraberler, bir hayatı birlikte paylaşmışlar neler yaşamışlar bilmiyoruz ama mutlular birlikte olmaktan.
Eskisi gibi hzılı ve enerjik değiller ama hala aynı zevkleri paylaşıyorlar, konserlere gidiyorlar, sabah sohbet ederek kahvaltılarını ediyorlar, günün ağır akışına birlikte ayak uyduruyorlar.

Birlikte yaşlanmanın arzusunu gerçekletirmişler.
Hayat sonsuz değil.
Ya biri bir gün tökezlerse ne olacak.
Elbetteki yaşam arkadaşı, tüm hayatının aşkı, onun elinden tutacak, onu kaldırmaya tüm gücüyle çalışacak.
Gücü yetecek mi peki
Ne kadar süre aşkının sona gidişini izleyebilir, böyle birşeye mecbur kalmak ve güçlü olmak ne kadar zor.
Yıllarca yaşattıkları aşkı yok etmeye çalışan nedir.
Yaşlılık.....
Önlenemez......
Sorgulanamaz.....
Kabullenmeli.......


Amour
Yönetmen: Michael Haneke
Oyuncular: Emmanuelle Riva, Jean Louis Trintignant
İmdb Puanı: 8.1


8 Ocak 2013 Salı

Dünyanın Oluşumu Belgeseli

Bu videoyu paylaşmak istedim, çünkü herkesin izlemesini istiyorum, dünyanın 5 milyar yıl önce nasıl oluştuğunu ve evrim teorisini tane tane ve müthiş görsellerle açıklayan National Geographic yapımı harika bir belgesel. Çoluk çocuk izleyin....


28 Aralık 2012 Cuma

Bugün 12:30 da Televizyon Başına

Yılbaşı için değişik ve lezzetli bir sofra hazırlamak için değişik fikirlere ihtiyaç duyuyorsanız benim canım arkadaşım Müge'nin ( http://yemekbahane.blogspot.com ) Start Tv de bugün yayınlacanak Soframız adlı programı seyretmenizi öneririm.
Doğuştan bir mutfak aşığı ve lezzet ve sunum dahisi Mügeciiiimi tanıyan tüm arkadaşlarımın ve benim ortak düşüncemiz olan onun mutlaka televizyonda bir yemek programı yapmasıdır.
Bugün Soframız programı umarım onun için çok sevdiği bu alanda yeni ufuklar açar ve bu yolda keyifle ilerlemesini sağlar.
İzlemek isteyenler bugün Start tv de saat 12:30 da Soframız programını açabilirler,
Kaçıranlar ise yayından sonra şu adreste istedikleri an izleyebilirler. Harika tarifler var benden söylemesi... http://www.startv.com.tr/program/soframiz

27 Aralık 2012 Perşembe

Yılbaşı Çekiliş Sonuçları:)

Eveeet, benim için çok değerli bir çekiliş oldu, neden derseniz sizin katılımınızla izlenecek çok iyi filmler ve okunacak şahane kitaplar almış oldum listeme, eminim siz de gelen yorumları okuyup listelerinize eklemeler yapma fırsatını bulmuşsunuzdur.

Gelelim çekiliş sonuçlarına, random.org ile yaptığım çekiliş sonucuna göre 1. seti Zeynep Özmen Ünlü, 2. seti ise Elif'e hediye ediyor, yeniyılda keyifli vakitler geçirmelerini diliyorum.

Hepinize MUTLU YILLAR......

Yılbaşı Çekilişi, bide benden olsun:)

Çekiliş, hertürlü heyecanlı, katılsam da düzenlesem de:)
Aslında herşey kitaplığı düzenleme girişimimle başladı. Toplarken toplarken kendi kendime dedim birkaç film ve kitap ayırıp blogdaşlarıma hediye mi etsem diye. Ve gönlümden kopan birkaç dvd ve kitabı gruplayarak iki set hazırladım:)
Çekilişe katılmak istiyorsanız yorum bölümüne "Mutlaka izlenmeli" dediğiniz en az bir filmi ve "Mutlaka okunmalı "dediğiniz en az bir kitabı yazmanızı ve hangi hediye setini istediğinizi belirtmenizi rica ediyorum.
Çekilişi 27 Aralık günü yapacağım.
İşte sizlere hazırladığım 2 hediye seti ve ufak tanıtımlar:)

Set 1 de şunlar var,


1) The Machinist - Christian Bale'ın başrolde oynadığı harika bir psikolojik gerilim film. Filmle ilgili wikipediadan alınma birkaç bilgi,
  • Filme çeşitli yarışmalarda 7 ödül verilmiştir.
  • Christian Bale bu film için özel bir diyetle 82 kilodan 54 kiloya düşmüş.28 kiloluk bu kayıp bir aktörün bir film için kaybettiği en yüksek miktar olarak rekor kitaplarına geçmiştir.
  • "El Maquinista" İngilizce olarak çekilmiş bir İspanyol filmidir. Çekimler İspanya'da yapılmıştır. 
  • Film afişlerindeki promosyon cümlesine göre "El Maquinista", "Fight Club" ile "Memento" filmlerinin bir karışımı olarak görülebilir.
2) İki Çizgi - Selim Evci'nin Yazıpı Yönettiği film ilk olarak Venedik Film festivalinde gösterilmiş ve 30'un üzerinde festivale katılmış. 
Kapağın arkasında Atilla Dorsay'ın filmle ilgili görüşü şöyle: Günümüz Türkiye'sinin geleneksel yapısı ve Batı'dan edinilen değerler arasındaki çatışmayı cinsellik, kimlik ve özgürlük gibi kavramların sınırları içinde değerlendiren film, iki insanın ilişkisini günümüzün kara vebası iletişimsizlik ve kargaşayla nasıl içinden çıkılmaz bir hale geldiğini gözler önüne seriyor.
3) The Men Who Stare At Goats - George Clooney, Jeff Bridges, Kevin Spacey'nin oynadığı, ordu ve savaş eleştirisi süper bir komedi.
4) A Dangerous Method: Keira Knightly, Viggo Mortensen ve Vincent Cassel'in oynadıkları psikanalizmin profesörleri Jung, Freud ve bir hasta arasında geçene gerçek bir hikayeden esinlenilmiş etkileyici bir psikolojik gerilim ve drama filmi.
5) Kara Kedi Ak Kedi: Emir Kusturica'nın Venedik Film Festivalinde en iyi yönetmen ödülü aldığı absürd komedi muhteşem müzikler eşliğinde.
6) Sergüzeşt - Samipaşazade Sezai'nin yazdığı Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatının harika örneklerinden biri. Köle kızların (halayık) anlatıldığı ve çok severek okuduğum bir kitap.

Set 2 de ise bunlar var,


1) Tatil Kitabı - Seyfi Teoman'ın birçok festivalde gösterlmiş ve ödül almış filmi. 
2) Beautiful Lies - Audrey Tautou'dan yine şirin bir komedi. Herşeyi unutup hoşça vakit geçirebileceğiniz keyifli bir film.
3) Cache (Saklı)- Michael Haneke'nin bol ödüllü ve Juliette Binoche'nin Daniel Auteuil ile birlikte başrol oynadığı psikolojik gerilim. Atilla Dorsay'ın film için eleştirisi ise şöyle " Haneke, bu filmde acımasızlığın ve vahşetin dünyanın en modern kentinin çağdaş bir yöresinde bile patlak verebileceğini gösteriyor. Ayrıca en çağdaş geçinen toplumların bile bağrındaki gizli ırkçılığı ve öteki'nden nefret etme olgusunu da deşiyor."
4) Four Last Songs - Tamamen insan ilişkileri üzerine kurulu Akdeniz'de bir adada geçen İngiliz komedisi. Kendinizi bu filme teslim ederek adada kendi halinde yaşayan bir grup sıcak kanlı insandan biri olarak hissedebilirsiniz.
5) Sagan - "Çok güçlü görünen, başarılı fakat yalnız bir kadın'ın hikayesi" "Günaydın (Merhaba) Hüzün" adlı kitabın ünlü yazarı Françoise Sagan'ın hayatı. Gerçek hayat hikayeleri herzaman ilgi çekici ve etkileyici olmuştur.
6) Pirinç - Su Tong - Pirinç, 1930'lu yılların Çin'inde pek çok işe yarar.Neredeyse biricik besin olmanın yanı sıra para yerine de geçer. Hem afrodizyak olur, hem de cinsel işkence aracı. Hem cinayet silahı olarak kullanılır hem de tüm iyiliklerin simgesi olarak. Günümüz Çin edebiyatının en kışkırtıcı yazarlarından Su Tong, birçok dilde de yayınlanan Pirinç adlı romanında, dıymak bilmez bir güç ve cinsellik tutkusu olan bir gencin yaşam öyküsünü anlatıyor.

14 Kasım 2012 Çarşamba

The Master (2012) Paul Thomas Anderson


Herkesin dilindesanırım şu an, Oscar ödüllerinden pay kapacağı öngörülen filmlerden The Master. Özellikle Joaquin Phoenix'in En İyi Aktör dalında aday olup ödül alacabileceği söylentiler arasında. Filmin bir izleyicisi olarak bir karakter yaratımında başarılı bir oyunculuk performansı oluğunu yadsıyamam ama elbetteki diğer adayları da öğrenmeyi bekleyecğim son kararım için.

(İçimden bir ses bu filmin özellikle En İyi Aktör dalında ödül almak için karakter yaratımına özen gösterilerek yazıldığını düşündürtmüyor değil:)

Filmin konusuna kısaca değineyim. 50'li yılları zaman aralığı olarak seçen hikaye İkinci Dünya Savaşında Donanma'da savaşmış bir askerin savaş sonrası ülkesinde yaşadıkları anlatılıyor. Alkolik olan Freddie, savaşın travmatik etkisiyle stres bozukluğu yaşayan ve normal yaşama uyum sağlayamayan biridir.
Tesadüf eseri "The Cause" isimli felsefi bir akımı yaratan ve yayma çabasında olan hitabet yeteneği kuvvetli Lancaster Dodd ile tanışır.Bu andan sonra hayattan hiçbir beklentisi olmayan Freddie, Lancaster'ın psikolojik gelişim çalışmaları için bir kobay, hatta iki iyi dost olacak ve bu akımın yayılmasında etkili bir görev üstlenecektir.

Filmin yazarı, yönetmeni ve yapımcısı Paul Thomas Anderson hikayeyi uzun bir süre boyunca yazmış. Anderson hikayeyi oluşturken birkaç şeyden esinlenmiş, bunlar; Scientology adı verilen ve Ron Hubbard tarafından geliştirilen bir çeşit dini akım,  önceki filmi "There Will Be Blood" un ilk taslakları, Jason Robards'ın donanma anıları ve John Steinberg'in hayat hikayesi.

Tematik olarak bakıldığında inanç sistemini sorgulayan film aynı zamanda savaş karşıtı olduğunu karakterin derin incelemeleriyle ortaya koyuyor.

Filmin açılış sahnesinde savaşın bittiği noktada komutanların evlerine dönecek olan askerlere ne yapmalarını öğütlediklerini görüyoruz. Savaş makinası haline gelen ve psikolojileri bozulmuş bu genç insanlara evlerine dönünce sıradan bir vatandaş olmalarının imkansız olacağı söyleniyor.

Gerçektende baş karakterimiz Freddie umutsuz, beklentisiz ve inancını kaybetmiş bir kişilik olarak hikayenin merkezinde yer alır.

Karşı tarafta ise inançlarına bağlı ve hatta bu inançları yayma çabasında olan Lancaster Dodd karakteri verilmiş.
İnsanların yaşamda herşeyi zihinlerine kaydettiklerini iddia eden Dodd, psikolojik sorunları, birçeşit hipnoz yöntemiyle, insanları eskiden yaşadıkları travmatik olaylarla yüzleştirerek iyileştirme sürecine dayalı yöntemler geliştirmiştir.

Bilimsel çalışmalar olarak adlandırılan "The Cause" felsefesi inanç ve hisler üzerine kurulu  ve ispatlanamaz olduğundan, çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir tarikat midir?

Hikaye bu soruyla pek ilgilenmeyip Freddie'nin öyle veya böyle kendini ait hissettiği bu ortamdaki gelişimini ele alıyor.
Yani bilimsel veriler ve inanç sistemi sorgusundan öte inanç ve inançsızlık çatışması önplanda tartışılıyor.

Oyuncularla ilgili son olarak söylemek istediğim ise, Joaquin Phoenix özellikle Johnny Cash'i canlanırdığı "Walk The Line" daki başarısını bence bu filmde de göstermiş. Onun gözlerindeki ümitsizliği ve kendi geleceği için duyduğu endişeyi izleyiciye çokiyi geçiriyor The Master'da.

Phillip Seymour Hoffman ise "Doubt" filmindeki gibi milyonları kendine bağlıyacak samimi hitabet yeteneği ve babacan tavır ve bakışlarıyla bu rolün en çok yakışacağı çok doğru bir seçim olmuş:)

5 Kasım 2012 Pazartesi

Cloud Atlas (2012) - Wachowski

Cloud Atlas, David Mitchell'in 2004 te yazdığı romandan uyarlanan ve Wachowski kardeşler tarafından yönetilmiş vizyona girmesi merakla beklenen film. Şu sıralar vizyonda.
İlk olarak 37. Toronto film festiavlinde gösterilmiş ve 10 dakika boyunca seyirciler tarafından ayakta alkışlanmış.
Film bilim kurgu ve drama türünde ve sıradışı bir kurguya sahip. 6 farklı zaman-mekan ve karakter üçgenini karmaşık bir yapıda sunuyor. 6 hikayenin de karakterlerini aynı oyuncular farklı makyajlarla canladırıyor. 

Aşağıdaki listede hangi oyuncunun hangi karakterleri canlandırdığını görebilirsiniz. 
Sırf bu özelliği ile bile hem karmaşık hem de zihinleri zorlaycı bir yapıda, tabi bu tarz filmleri sevenelere ise bir ziyafet belki de.

Film başlar başlamaz konsantrasyon sağlamak ve filme adapte olmakda biraz güçlük çekilebilir. 
1849'lardan 1936'ya 1973'ten 2012'ye, ve hatta 2144'e sıçrayan zaman düzlemine sahip hikayelerden biri ise  post-apocalyptic diye tabir edilen ve  medeniyetin nükleer savaş sonrası yokolduğu ve yaklaşık olarak 2321 yılında olduğu refere edilen bir zamanda geçmekte. 

Filmin konusu ve gidişatı hakkında bir yazı yazmak izleyici açısından pek fayda sağlamayacak hatta belki işin büyüsünü bozacaktır diye düşünüyorum. 

Tim Burton'un son filmi Abraham Lincoln: Vampir Avcısı filminde de sembolik olan ele alınan kölelik ve ırkların sömürülmesi konusu Cloud Atlas'ta da göze sokulur biçimde ve farklı perspektiflerden her hikaye de ele alınmış.

Fütüristik yapıdaki şehirleşme görsel olarak klasikleşmiş şekilde ele alınmış yani göğü delen yüzlerce katı olan binalar, kat kat bir ışık hüzmelerinden oluşan yollar, jetgiller çizgifilminden alıştığımızı yoğun hava trafiği ve fakir halkın bir kaos ve karmaşa düzeninde sefil yaşamı resmedilmiş yine.
Buna benzer bir şehirlerşmeyi ayrıntılarıyla Franklyn filmin dede izlemiştik veya böyle kronolojisi bozuk ve zaman karmaşası yaratan Mr. Nobody'de.

Sonuç olarak biraz zihin yorucu fakat karışmış parçaları birleştirmeyi sevenler için ilgi çekici bir film diyebilirim.
Şöyle diyebilirim ki filmden çıktıktan sonra 10 film birden seyretmiş gibi oldum:)) 

Hikayelerdeki Oyuncular ve Canlandırdıkları Karakterler:

"The Pacific Journal of Adam Ewing" (Directed by Lana and Andy Wachowski)
§  Jim Sturgess as Adam Ewing
§  Tom Hanks as Dr. Henry Goose
§  David Gyasi as Autua
§  Bae Doona as Tilda Ewing
§  Hugo Weaving as Haskell Moore
§  Jim Broadbent as Captain Molyneux
§  Hugh Grant as Reverend Gilles Horrox
§  Keith David as Kupaka
§  Susan Sarandon as Madame Horrox
§  Halle Berry as Native Woman
§  Ben Whishaw as Rafael
"Letters from Zedelghem" (Directed by Tom Tykwer)
§  Ben Whishaw as Robert Frobisher
§  Halle Berry as Jocasta Ayrs
§  James D'Arcy as Rufus Sixsmith
§  Jim Broadbent as Vyvyan Ayrs
§  Tom Hanks as a Hotel Manager
§  Hugo Weaving as Tadeusz Kesselring
§  Hugh Grant as Hotel Heavy
"Half-Lives: The First Luisa Rey Mystery" (Directed by Tom Tykwer)
§  Halle Berry as Luisa Rey
§  Tom Hanks as Issac Sachs
§  Hugo Weaving as Bill Smoke
§  Keith David as Joe Napier
§  David Gyasi as Lester Rey
§  Bae Doona as a Mexican Woman
§  James D'Arcy as Rufus Sixsmith
§  Hugh Grant as Lloyd Hooks
§  Ben Whishaw as Record Shop Owner
"The Ghastly Ordeal of Timothy Cavendish" (Directed by Tom Tykwer)
§  Jim Broadbent as Timothy Cavendish
§  Tom Hanks as Dermot Hoggins
§  Jim Sturgess as Highlander
§  Hugo Weaving as Nurse Noakes
§  Ben Whishaw as Georgette
§  Hugh Grant as Denholme Cavendish
§  Susan Sarandon as Ursula
§  Halle Berry as Indian Party Guest
"An Orison of Sonmi~451" (Directed by Lana and Andy Wachowski)
§  Bae Doona as Sonmi-451
§  Jim Sturgess as Hae-Joo Chang
§  Hugo Weaving as Boardman Mephi
§  James D'Arcy as Archivist
§  Zhou Xun as Yoona-939
§  Halle Berry as Ovid
§  Jim Broadbent as a Korean Musician
§  Keith David as General An-Kor Apis
§  Hugh Grant as Seer Rhee
§  Tom Hanks as Cavendish Look-a-Like Actor
"Sloosha's Crossin' an' Ev'rythin' After" (Directed by Lana and Andy Wachowski)
§  Tom Hanks as Zachry
§  Halle Berry as Meronym
§  Jim Sturgess as Adam/Zachry Brother in Law
§  Doona Bae as Zachry's sister.
§  Hugo Weaving as Old Georgie
§  Susan Sarandon as Abbess
§  Hugh Grant as the Kona Chief
§  Jim Broadbent as a Prescient
§  Zhou Xun as Rose




10 Ekim 2012 Çarşamba

Monet'in Bahçesi SSM'de

MUTLAKA GÖRÜLMELİ....
İstanbul çok değerli bir sanatçıyı ağırlıyor!
Sakıp Sabancı Müzesi 39 parçalık koleksiyonla Monet'in eserlerine evsahipiliğ yapacak 9 Ekim - 6 Ocak arası.

Çiçek ve doğa temalı tabloların yer aldığı sergi; “Belki de ressam olmayı çiçeklere borçluyum.” sözlerinin sahibi Monet’nin olgunluk dönemindeki sanatsal üretiminin ana temasını oluşturan Giverny Bahçesi’ne yoğunlaşıyor.
Sergide, izlenimcilik akımına ismini veren Claude Monet’nin Giverny Bahçesi’ndeki evi, geç dönem bahçe manzaraları, nilüferler ve ünlü Japon köprüsü tablolarının yanı sıra, yakın arkadaşı ressam Auguste Renoir imzalı Monet ve eşi Camille’in portreleri, kişisel eşyaları ve fotoğrafları da yer alıyor.
Sergide yer alan bazı resimler şöyle,
Bilgi: http://muze.sabanciuniv.edu/sayfa/monetnin-bahcesi-2 







9 Ekim 2012 Salı

Aşk İksiri - Komik Opera


Koskocaaaa İstanbul'da opera seyretmek isterseniz tarihi bir bina olan şipşirin ama küçücük Süreyya Opera Binasına gideceksiniz.  Maalesef Devlet Opera ve Balesi tüm gösterilerini Kadıköy'de yer alan bu küçümencik sahnede sunmak zorundalar hala. Operalar ki geniş bir koro grubu barındıran oyunlar icra eder, Bale gösterileri dekor ve kalabalık dansçı ekibi ile gözleri doldurur, Süreyya Operası kendi çapında elinden geldiği kadar bu gösterileri ağırlamaya çalışır sahnesinde - yokluktan!

Aşk İksiri İtalyan operasının en önemli bestecilerinden Donizetti'nin bir operası. İlk kez 1832'de sahnelenen Aşk İksiri halen günümüzde sevilerek izlenmekte.
Baştan sona keyifle dinlenen eğlenceli aryalarıyla, düetleriyle ve sahne dekoruyla tüm duyularınıza hitap edecek bir opera.
Opera'ya ilk defa gidecek olanlara iyi bir tanışma olur diyebilirim. Önyargıların aksine hiç uyutucu, sıkıcı, ağır ve kasvetli bir opera değil. Tamamen renkli, canlı, cıvıl cıvıl aryalarla ve zengin bir koro eşliğinde göze ve kulağa hitap eden çok eğlenceli bir gösteri.

Canlı orkestra performansı eşliğinde klasik müziğe doyabileceğiniz eşsiz bir ortam.



Aşk İksiri


G.DONİZETTİ
L’ELİSİR D’AMORE

komik opera 2 perde

Metin:                      Felice ROMANI
Orkestra Şefi:         Gianluca BIANCHI / Raoul GRÜNEIS
Sahneye Koyan:     Yekta KARA
Dekor:                     Efter TUNÇ
Kostüm:                  Şanda ZIPÇI
Koro Şefi:               Gökçen KORAY                   
Işık:                        Bülent DARCAN

Biletler: http://www.dobgm.gov.tr

8 Ekim 2012 Pazartesi

Dünya Posta Gününe Özel Sergi - 9 Ekim

Birşey daha öğrenmiş olduk.
Her yıl 9 Ekimde Dünya Posta Günü kutlanıyor.
Ankara, İstanbul ve İzmir'de Dünya Posta Günü etkinlikleri kapsamında 8-10 Ekim arası özel pul sergisi düzenlenecek.
9-10 Ekim Galatasaray Üniversitesi Kültür Sanat Merkezi
8-9 Ekim Antares AVM, Ankara
8-9 Ekim Pasaport PTT Merkez Müdürlüğü

Ayrıca, 9 Ekim tarihinde ise etkinlikler kapsamında postalarda 'Dünya Posta Günü 09.10.2012 ANKARA, Dünya Posta Günü 09.10.2012 İSTANBUL, Dünya Posta Günü 09.10.2012 İZMİR' ibareli özel tarihli damga kullandırılacak. 
Özel tarih damgalı zarflar ayrıca 1,50 lira bedelle www.filateli.gov.tr internet adresinden satışa sunulacak.


Bugünü anma nedeni ise şunlarmış,

Posta hizmetlerinin henüz devlet tarafından yürütülen bir halk hizmeti olmadığı çağlarda devletler, bu hizmeti görenlere bazı imtiyaz ve kolaylıklar sağlama gereğini duymuşlardı. Ancak gerek matbaanın icadı ile okuma yazmanın süratle yayılması gerek yeni ülkelerin keşfi bu önlemlerin yetersizliğini ve posta hizmetlerinin devlet tarafından yürütülmesi gerektiği fikrini ortaya çıkarmıştır.

1863'te Paris’te 15 ülkenin katılımı ile bir “Posta Konferansı” düzenlenmiştir. Bu Konferans daha sonra “Dünya Posta Birliği” fikrini doğurmuştur.

Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 22 devletin tam yetkili temsilcileri İsviçre’nin Bern kentinde  toplanarak “Dünya Posta Birliği”’nin esaslarını tespit etmiş ve bu esaslar 9 Ekim 1874 tarihinde ilk Genel Kurul Kararları olarak imzalanmıştır.
Bu vesile ile de Birleşmiş Milletler Teşkilatının bir ihtisas organı olan ve ülkemizin de üyesi bulunduğu  bugün itibariyle 191 üyeli  Dünya Posta Birliği kurulmuştur.

Bu kararların imza tarihi olan 9 Ekim günü ise tüm dünya ülkelerinde “Dünya Posta Günü” olarak kutlanmakta ve bu kapsamda Birliğe üye ülke Posta İdarelerince çeşitli faaliyetlerde bulunulmaktadır.


Bilgi: http://www1.ptt.gov.tr/tr/genel/ptt-dpg.php


4 Ekim 2012 Perşembe

Tan Oral Kartpostal Seti

Geçengün bir kitapçıda rastladığım Kartpostal setini görür görmez aldım. Tan Oral'ın 10'lu kartpostal seti kadın erkek ilişkileri üzerine düşündürücü ve bir o kadar da gerçek çizimlerden oluşuyor. Biliyorsunuz postcrossing dolayısıyla posta kartı görünce algıda seçicilik yaşıyorum:) üstelik orijinal kartlar yollamak da çok hoşuma gidiyor karşı tarafa. Şuan aşağıdaki kartlardan biri Amerika'ya gitmek üzere yola çıkıyor mesela.

Bu arada Tan Oral hakkında küçük bir bilgi paylaşayım.

1937 Amasya doğumlu bol ödüllü sanatçı, Mimar Sinan Üniversitesi mezunu. Ant, Yeni Gün, Yansıma, Özgür İnsan gibi dergi ve gazetelerde karikatürleri yayımlanmış. Dostlar Tiyatrosu için filmler hazırlamış.
30 yıl Cumhuriyet Gazetesinde günlük karikatürler çizmiş ve verdiği bir röportaj sonrasında yanlış anlaşılmalar sonucu gazeteden ayrılmak zorunda kalmış.

Eserleri,
- Sansür (1977)
- Büyük Türkiye (1978)
- İki Minik Kent (1980)
- Gözağrısı (1986)
- Sus ve Dinle (1989)
- Pencereler (1983)
- İstanbul (1986)
- Yaza Çzie (1988)
- Cumartesi Pazar (1969) Film
- Sansur (1970) Film
- Kelebek Kanadı (1996) Film

Kartpostal setinde yer alan çizimler şunlar, Bakın hepsi ne kadar doğru noktalara parmak basıyor.