24 Aralık 2010 Cuma

Blogumu özledim:) ve Prensesin Uykusu

Hergün aramayı düşünüpde birtürlü arayamadığım arkadaşım gibi oldu. Hep aklımda ama elim bir türlü gitmiyor, aradığım da da ne diyeceğimi bilemediğim.
Konu açılmışken ben telefonda konuşmayı gerçekten sevmem, evde biri varsa telefon çaldığında hiç hamle yapmam, beni bir hipnoz tedavisine alsalar kim bilir altından ne çapanoğlu çıkar bilmem:)
Hele bir de "uzun zamandır aramıyorsun" sitemiyle karşılaşmak vardır ya, tam aramışsın ilk duyduğun cümle bu olunca buz gibi soğurum bir daha da ne zaman ararım onu bilinmez.
Bloguma epeydir yazamadaım derken konuyu nereye getirdi bilinçaltım kendim de şaşırdım. aslında bu da bir terapi yöntemi, hiç düşünmeden yazmak bilinçaltımızdan gelen gizli mesajlardır. Ben de buna takmışım kafayı meğer haberim yok:)

Neyse gerçekten bu ara birşeyler yazmak istiyorum epey de film seyrettim tam bahsetmelik ama dergilerden fırsat kalmadı. Artık dergiler oldu:) Ajanda'ya kardeş yaptım.
Playbarn grubu için anne babalara yönelik acayip keyifli yazı ve paylaşımların olduğu ve ilk sayısı Ocak'ta çıkacak bir dergi bu. Tasarımını yapıyorum aynı Ajanda'daki gibi. Ama bu sefer her sayfayı boya badana, duvar kağıdı, rengarenk renklerle süslüyorum. Blog camiamizdan pek değerli yazar arkadaşlarımızda ekipteler ve nasıl güzel yazılar hazırladılar bilseniz.

Bu aralar Av Mevsimi eleştrileri ve tanıtım yazıları dolu heryerde. Bir iki hafta önce yine bir başa Türk filmi daha vizyondaydı. Çağan Irmak'ın Prensesin Uykusu filmi. Sanırım çok ses getirmedi bu film. Türk filmi merakımdan gidip seyrettim. Genel olarak baktığımda pozitif yaklaşımın önemini vurgulayan bir hikayeye sahip.
Fantastik öğelerle de süslenmiş zaman zaman ama çok zorlamamışlar bu yönden. Görsel olarak fark yaratılmaya çalışılmış, masalsı yaklaşımlarda bulunulmuş ama bence havada kalan ve bütünde yer bulamamış üvey evlat sahneler bunlar. Birtek Aziz'in çocukluğunun anlatıldğı animasyon çok güzeldi hakkını vermek gerek.

Açılışta tanıştığımız Aziz karakteri iyimser düşüncenin temsilcisiyken komşusu Seçil ise kötümserliği temsil ediyor. İkisi de hayatta hep mücadelesi olan karakterler. Aziz babasının annesini öldürmesi üzerine yetimhanede büyüyen ve oradaki arkadaşıyla bir evi paylaşan kütüphane görevlisi, Seçil ise ilkokul çağındaki kızıyla kocasından kaçan bir kuaför.

Bu iki karakterin dolduramadığı senaryoyu çok zekice bir planla ve oyuncu seçimiyle dişe dokunur hale getirmeyi başarmış Çağan Imak.

Eski Yeşilçam yönetmenlerinden Kahraman rolüne Genco Erkal pek yakışmış. Onun olduğu sahneler filmin zirve yaptığı anlardı. Kahraman bey bir dönem şaşalı bir sinema hayatından sonra düşüşe geçmiş, unutlmuş, yaşlı ve yalnız yaşayan biri. Ölümü bekliyor, gel gör ki fiziken de pek sağlam. Bu durumda kendi başının çaresine kendisi bakmak durumunda ama intihar da edemiyor.

Aziz, Seçil'e kendini farkettirme ve sevdirme mücadelesinde, Seçil hastanelik olan kızının mücadelesinde, Kahraman ise ölümle pazarlık peşinde özet olarak.
İyi düşün iyi olsun fikrini sonuna kadar savunan ve örneklerle ortaya koyan bir film. Neden olmasın. Bazen bunu hatırlamak iyi oluyor. Özellikle Genco Erkal için seyredilir.

Buarada son günlerde yeni bir yönetmenle tanıştım. Bir türlü yanına gidemiyordum nasıl bir spekülasyon varsa ortamda birtürlü elim varmıyordu. Başka bir yazıda bahsedeceğim kendisinden. Bu yönetmeni ya çok sevenler vardır ya da hiç sevmeyenler. Ben şuursuzca sevmeyenlerdendim, nedenini ben bile bilmiyorum. Anladınız herhalde Woody Allen'dan bahsediyorum. Onu tanımaya başladım ve önyargının ne fena birşey olduğunu birdaha anladım:) Başka yazıda yazıcam.

Birde tesadüf eseri üst üsre Coen kardeşlerin filmlerini izliyorum bu da bir başka yazı konusu. Bunlarda hep belli kadrolarla çalşıyorlar bu da ayrı zevk veriyor. Hani Fargo'daki polis kadın var ya Frances McDormand, seyrettiğm her filmde var mesela, aileden gibi oldu kadıncağız benim için. Ama filmler bir harika. Buna da ayrıca değineceğim.

Bugünlük bu kadar.

13 yorum:

Syrakusa/Beter Böcek dedi ki...

Vay anam vayy:)
Sanat Notları bir döndü pir döndü:)
Prensesin Uykusunu izlemedim ama plajdaki sahneyi biliyorum. Fellini den araklanmış da olsa bizim sinema dına güzel. Çağan Irmak da Shyamalan gibi mezarını derin kazmaya başladı. On parmağında on marifet Sinem.Play Barn'ı bekliyouz:)

Dalgaları Aşmak dedi ki...

Prensesin uykusu keyifle izlediğim sıcacık bir filmdi.Genco Erkal'a diyecek laf yok zaten ama Alican Yücesoy'da çok iyiydi.

Biraz Şöyle Biraz Böyle dedi ki...

Özellikle şu kısma bayıldım efem :)

"Buarada son günlerde yeni bir yönetmenle tanıştım. Bir türlü yanına gidemiyordum nasıl bir spekülasyon varsa ortamda birtürlü elim varmıyordu. Başka bir yazıda bahsedeceğim kendisinden. Bu yönetmeni ya çok sevenler vardır ya da hiç sevmeyenler. Ben şuursuzca sevmeyenlerdendim, nedenini ben bile bilmiyorum. Anladınız herhalde Woody Allen'dan bahsediyorum. Onu tanımaya başladım ve önyargının ne fena birşey olduğunu birdaha anladım:) Başka yazıda yazıcam."

kara kitap dedi ki...

Woody Allen'la ilgili yazını merakla bekliyorum.Ben de pek sevmem kendisini. :)))

Bloga illahaki formatına uygun olsun diye sanat notları yazmana gerek yok, içinden ne geçiyorsa yaz, doğla terapi yöntemi, biz de böylece seni sohbetinden mahrum kalmamış oluruz.

Not: Ben de telefonla konuşmaktan pek hoşlanmam.Gözlerini ve mimiklerini görmeden sadece ses duymak konuşmanın anlamını bozuyor sanki.Bu yüzden arkadaşlar arasında adım vefasız.

Sanat Notları dedi ki...

Syrakusacım sağol, şımarttın beni:)
Shyamalanın adı çıkmış arakçı diye ama Last Airbender'ın filmini yaptı ya fena değildi hem, gözüme girdi:)

Karakitap, aklımı okumuşsun, bir çizgi çekmişim ötesine geçemiyorum sanki, bir adım attım bakalım:)Söylediklerin için çok teşekkürler, bende vefasızımdır kesin arkamdan böyle diyorlardır ama biraraya gelince kaldığım yerden devam ederim ne kadar zaman geçsede:)

nesobaby dedi ki...

Bloga yazamamak genel bir sorun galiba :)
Yazmak geliyor ama yazamıyorum havalardan sebep desem o da olmaz hala sıcacık bir hava hakim :)

Prensesin uykusu izlemedim ama Çağan Irmak'ın diğer filmleri kadar başarılı ve izleyici de çarpıcı bir etki yaratmadığına dair yorumlar duydum, sen de mi öyle düşünüyorsun?
Woody Allen'ın Scarlett Johansson takıntısını anlayamasam da benim de bir önyargım var ama geçenlerde eski bir filmini izledim Annie Hall, gayet keyifliydi , bir de Match Point'i izledik yakın zamanda ve onun da adı ile uyumlu güzel bir kurgusu varmış :)

özlem dedi ki...

Okuduğum en şahane Prensesin Uykusu yormuydu.
Film hakkında aynı şeyleri düşünmüşüz.
Woody Allen'a karşı ben de ön yargımı kıramadım yıllardan beri ama aşmak gerek galiba.
Yüreklendirdiniz beni.
Sevgiler:)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Genco Erkal için her şey seyredilir.
O artık oyuncu ötesi bir beceride, virtüöz o!
:))

neduk dedi ki...

Güzel yeni yıl kartınız için çok teşekkür ederim. Ben de size ve ailenize mutlu ve sağlıklı bir yıl dilerim. Sevgiler.

Sanat Notları dedi ki...

Nesocum, bir Scarlett fanı olarak ben de Woody Allen'a hak vermiyor değilim:) Ama Scarletin en iyi filmi değil Match Point ama bu yaratılan karakterden kaynaklanıyor, bence Barcelona'da çok daha çarpıcıydı.
Prensesin uykusu ise sönük bir film doğrusu:)

Özlem merhaba, birkaç film sonrası alışıyor insan bu adamın tarzına sanki:) Mesela Hollywood Ending çok eğlenceli bir film, beni epey güldürdü, izlemediysen tavisye ederim, iyi bir başlangıç olabilir:)

Sanat Notları dedi ki...

Ekçemkçikız çok haklısın zaten filmi götüren lokomotifte o aslında:)

Kemal Kestelli dedi ki...

woody allen ile uzun zamanlar önce tanışmaya çalışmıştım, ortaokuldayken.. ama amcanın esprileri yaklaşımı hiç beni çekmemişti, ilk denediğim filminin 5nci dakikasında bırakmıştım.. şimdi ise tekrar tanışma çalışmalarına başlamayı düşünüyorum açıkcası.. o nedenle yazıyı ayrı bir heyecanla okuyacağım :)

Sanat Notları dedi ki...

Kemal, Woody Allen içn sanırım doğru zamanı beklemek gerekiyor, ortaokul yaşı biraz erken gibi değilmi:) birkaç film daha izleyip genel bir değerlendirme yapmayı düşünüyorum, mesajın için çok teşekkürler...