14 Şubat 2011 Pazartesi

127 Hours - Danny Boyle Filmi

Yönetmen: Danyy Boyle
Oyuncular: James Franco
Yıl: 2010
Tür: Biyografi - Macera

Adından ve afişinden de rahatça anlaşıldığı gibi 127 saat boyunca doğaya karşı verilen bir yaşam mücadelesi anlatılıyor filmde. Ben izlemeden önce film hakkında hiç araştırma yapmadım dolayısıyla filmin sonunda neyle karşılacağımı bilmeden heyecanla seyrettim. Eğer siz de bu şekilde izlemek isterseniz bu yazıyı gönül rahatlığıyla okuyabilirsiniz.

Aslında insan ve doğa arasında yaşanan bu mücadeleyi kimin kazanmış olduğunun pek de bir önemi yok.

Bu filmde açıkça ortaya konan temel fikir, insanın yaşama nasıl bağlı olduğu ve hayatta kalabilmek için neler yapabileceğidir.

Aron Ralston, tırmanışı  seven ve sürekli kendini aşmaya çalışan maceraperest ve doğa aşığı  genç bir adam. Utah'ta bulunan Kanyon Ulusal Park'ında herzamanki yalnız gezilerinden birine çıkar. Bu parkı avcunun içi gibi bilmekte her türlü girinti ve çıkıntıyı kendi yerleştirmiş gibi rahatça gezinmektedir. Bir yandan da bu macerasını kamerasıyla belgelemektedir.
Fakat işler biranda terse döner ve parkın dışında daracık ve izole bir yerde kolu kayaların arasına sıkışır.
Aron'un yanında az bir yiyecek, yarım şişe su, kamera, tırmanma ipi ve kör bir bıçak vardır.
Asıl hikaye de bu noktada başlar.

Film bu dar sahnede çok fazla hareket imkanı olmayan Aron'un 127 saat boyunca yaşadığı mücadele dolu anları anlatıyor. Yalnız bu sadece fiziksel olarak verilen savaş değil aynı zamanda psikolojik ve düşünsel dünyanın da değişimlerini ve tepkilerini izliyoruz. Bu anlamda izleyicinin bu durumu içselleştirmesi çok daha kolay oluyor ve filmin bir parçası haline gelebiliyor.

Düşünün ki, kimsenin geçmediği bir yerde sıkışıp kaldınız ve yardım ümidiniz her an azalıyor. Saatler geçmek bilmiyor, yaralısınız, yiyecek ve suyunuz yok. Yani ölüm kaçınılmaz.

Nasıl tepkiler verirsiniz, içinizdeki doğal varolma güdüsü, moralinizi ne zamana kadar yüksek tutabilir.
Bütün bunların yanında vücudunuz ve zihniniz, bu druma verdiği tepkimelerle sizi zorlamakta. Halüsünasyonlar görmeye başlarsınız, paranoyak olursunuz, çaresizlik her yanınızı sararken mücadeleniz ne kadar sürer?

Aron'un iç dünyasını yansıtma çabası olduğu için gerçekten etkileyici buldum filmi.
Bunun yanısıra vücudunun verdiği tepkileri mikroskobik çekimlerle aralara serpiştirme fikri çok iyiydi.

İngiliz yönetmen Danny Boyle, genelde uçlarda gezinen insanların hikayelerini seviyor.

Kült, karakomedi Trainspotting ile bir grup eroinmanın yaşadıklarını onların gözünden bize aktarmıştı. Özellikle halüsünasyon sahneleri en etkileyici olanlarıydı.

Mezarını Derin Kaz filminde ise yine uçuk kaçık yaşam tarzı ve düşünce yapıları olan üç arkadaşın açgözlülük sonucu başlarının belaya girmesiyle üçünün birbirine düşüşü anlatılmaktaydı.

Beach filmiyle, yine uyuşturucu konusunu ele alan Boyle, bu kez Tayland'da gizli bir adada yaşam süren uyuştrucu bağımlısı bir grup Amerikalı gencin trajik hikayesini anlatıyordu.

Bunların yanısıra 28 gün sonra ve 28 hafta sonra gibi zombi ve korku film türlerininde yönetmenliğini yapmıştır.

Ve elbetteki son filmi Slumdog Millionere ile 2009 yılında En İyi Yönetmen Oscar'ını alarak kendisinden ve filminden çokça bahsettirmişti.

127 Hours, bu yıl En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Uyarlama Senaryo dalında Oscar'a aday.

Oscar adayı olduğu için değil ama belki çok klasik bir konu olsa bile işlenişi açısından izlemenizi tavsiye ederim.

7 yorum:

cido dedi ki...

filmi gecen hafta izledim..gercek bir ikaye olması daha da etkileyici..tek sıkıntım ölüm den dönmesine rağmen hala aynı şeyi sürdürmek..

Syrakusa dedi ki...

Dağa taşa kafa atan bir film. İzle diyorsan izliycem bak. İzleme diyorsan ucundan acık bakıcam ekrana. Yok film iyi ise bende tırmanıp sinek gibi gebericem. Kötü diyorsan yedi sülaleye koordinatlarımı verip öyle tırmanıcam. ne diyorsun usta?

BAYKUŞ GÖZÜYLE... dedi ki...

Merhaba,merak ettiğim bir film,bilgiler için teşekkürler,en kısa zamanda izleyeceğim...Sevgiler

aslı hayvanı dedi ki...

mükemmel film :) gerçi gönlümün şampiyonu james franco oskar törenini sunduğuna göre sanırım oskar almayacağı kesin gibi bir şey. ancak olsun, n'apalım. colin firth de fena değildi :P

aslı hayvanı dedi ki...

oskar demişken, animasyon dalında aday bir film var the illusionist diye. fransız filmi. inanamayacaksınız güzelliğine. hemen, hemen seyredin :) (bulursanız tabii)

Giz dedi ki...

Oldukça merak ettiğim bir film hakkında bu tarz olumlu şeyler duyunca iyice meraklandım :)önceki yapımlarını da çok beğendiğim Danny Boyle'un yeni filmine gitmek artık farz oldu.

nesobaby dedi ki...

Sinem , Cumartesi akşamı sonlarını maalesef gözüm kapalı seyrettim :)) Benim için çok fena oldu ama film etkileyici görüntüleri tekniği değişik buldum . Yaşanmış bir hikaye olduğunu da tahmin etmiştim ve sonunda da doğru çıkıyor , bir de o koltukta oturup hiçbirşey olmamış gibi gülüyor :)) Bencil insanların izlemesi gereken bir film diye düşünüyorum ;)