11 Şubat 2011 Cuma

Public Enemies - Suçlulara Sempati (mi) Duyuyoruz

Geçen gün Public Enemies'i izledim. Uzun ve güzel bir film. Hem gerçek bir yaşam hikayesini anlatıyor hem de Amerikanın büyük bunalım dönemini dekor, kostüm, mekan ve hukuk sistemi yönüyle çok iyi yansıtıyor.
Bilirsiniz Punblic Enemies, o dönem çok popüler olan bir banka soyguncusu, çete elebaşı John Dillinger'ın (Johhny Depp) macera dolu hayatını ve duygusal ilişkisini anlatıyor.

Bu filmden sonra arkama yaslanıp düşündüm, filmde baştan sona Dillinger sempatizanı oluyor seyirci. Ve yasayı temsil eden FBI ajanı Melvin Purvis (Christain Bale) sanki bir anti kahramanmış gibi kötü bir karakater olarak algılanıyor. Yani Melvin'e sinir oluyoruz film boyunca, Dillinger'a her yaklaştığında aman yakalamasın diye heyecanlanıyor, neredeyse Dillinger Melvini vursa diye dua eder hale geliyoruz.

Algımız körelmiş bir şekilde kimi tuttuğumuzun farkına varmıyoruz. Biz aslında bir suçluya sempati duyuyoruz. Farkındamısınız:)

Bu akım ilk nasıl başladı bilemiyorum, o kadar araştıramadaım daha. Sinema tarihine baktığımızda hep yenilikler peşinde olduğunu görüyouz senaristelerin ve yönetmenlerin. Klasik film tarzlarında kahramanlar iyi tarafta olup filmin sonunda da hep kazananlar oluyorlardı. Anti kahramanlar ise kendi inandıkları şeyler uğruna farklı methodlarla başarı sağlamaya çalışan ve bu uğurda herşeyi göze alan karakterlerdir.

Yukarıdaki yaklaşımla sunulan hikayelerde anti kahramanların ruhsal ve duygusal dünyası da ön plana çıkarılarak izleyicinin özdeşleşme süreci yumuşak ve başarılı bir şekilde oluşuyor.
Bu türün çok ilgi gördüğünü göz ardı edemeyiz.

Ben aklıma gelen bazı filmleri sıralıyım. Yani suçlulara sempati duyduğumuz filmler

- Natural Born Killers - Bu filmde Amerikan halkının kendisi bile delice suçlar işleyen katillere sevgi besliyoe ve destekliyorlardı. Üzerlerinde "gel beni vur" yazan t-shirtler bile giyiyorlardı.
- Leon
- Taxi Driver
- Catch me If you Can
- Fight Club

Belki siz listeyi biraz daha genişletirsiniz, şuan aklıma gelenler bunlar, bir de mesela Lost dizisinde Sawyer'sa sempatimizi kazanmıştı mesela:)

8 yorum:

Syrakusa/Beter Böcek dedi ki...

Jack Sparrow'u da ben ekleyeyim :)

sadece suçluya değil, kötü karakterlere sempati duymamızı sağlayan filmler, hayranlık beslediğimiz kötü karakterler de var. Darth Vader!
:)

Tibetin annesi dedi ki...

dizi listesine de Dexter'i dahil edebiliriz :)

Blush dedi ki...

insan içindeki kötü yanı başkasında görünce rahatlıyor.
Kahraman algısı artık değişti.

Sanat Notları dedi ki...

ay ben Darth Vader'dan korkuyorum:) ne sempatisi Syrakusa..

Sibel, Dexter'ınasıl unutmuşum, suçluların en psikopatı ama birde faydalısı:)

Blush, bu filmlerden sonra bastıramazsak nolcak o yanlarımızı, nasıl olsa sempatizanlarımız hazır:)bu gidişatı beğenmedim :)))

banabirbloglazım dedi ki...

.dexter bunun güzel bir örneğidir bu kritik sosyal çalkantının yumuşak geçişlerle sempatizanlığa vardırılmasının sonucudur. Sinemanın bir çok sanat dalından daha etkili ve geniş kitleye hitap ettiğini de hesaba katarsak biramaca ulaşmak o kadar da zor değil. sevgiler.

Muhammed Tiryaki dedi ki...

Öncesinde de cılız örnekler vardı ama sinema tarihinin ilk en güçlü ters-özdeşleşme örneği Hitchcock'un Psycho'su oldu. Önce bir hırsızla sonra bir katille özdeşleşmemizi sağlıyordu film. Hitchcock seyirciyle adeta oynuyordu.

Muhammed Tiryaki dedi ki...

Ha bu arada tüm kötü karakterle olan özdeşleşmeyi ters özdeşleşme sayamıyoruz. Bunun için kötünün karşısında iyi karakter olması gerekiyor. Örneğin Leon burada geçersiz bir örnek oluşturuyor, çünkü zıttı olan Stansfield uyuşturucu tüccarı katil bir polis olduğundan Leon'a olan özdeşleşme "normal" sayılıyor.

Zeynep Özmen Ünlü dedi ki...

evet gerçekten sempatikler...
filmi not alıyorum.tskler