14 Şubat 2010 Pazar

Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye

Sait Faik'le tanışmak istermisiniz? Peki ya size hikayelerini ve anılarını anlatmasını.
O zaman Şehir Tiyatrolarına buyrun ve Naşit Özcan'ın tek kişilik muhteşem performasını kaçırmayın derim.

Usta oyunca, yönetmen Savaş Dinçel tarafından tiyatroya uyarlanmış olan Sait Faik hikayeleri ve anılarından oluşan eser bir dönem kendisi tarafından oynanmış.

Sahnede fazla dekor yok ama oyun boyunca bir kenarda oturan Ersin Aşar çeşitli efektlerle hikayeyi süslüyor ve görsel boşluğu doldurarak işitsel yöntemle mekanları kafamızda canladırtıyor. Örneğin tefinin içine yerleştirdiği kırmızı mercimekleri sağa sola kaydırarak dalgaların denize vuruş sesini muazzam olarak bize sunuyor.

Oyun zaman zaman interaktif bir hal alabiliyor. Naşit Özcan'ın seyirciye attığı laflarla, özellikle hüzünlendiğimiz anlarda silkinip gülebiliyor ve sanki Sait Faik'in samimiyetini  ve yaşama sevincini hissediyoruz.

Hikayeler, anılar birleşiyor, İstanbul'un çeşitli köşelerinde onunla geziyoruz. Balığa çıkıyoruz Burgazada kıyılarında sonra bir mezarlıkta oturuyoruz zaman öldürmek için, Beyoğlun'da yağmurlu bir gece güzel bir kıza rastlıyoruz bir ara, Hristaki Pasajınında geçiyoruz, oturup rakı içiyoruz bir meyhanede.


"Nereden gelirse gelsin dağlardan, kuşlardan, denizden, insandan, ottan, böcekten, çiçekten. Gelsin de nereden gelirse gelsin! Bir hişt sesi gelmedi mi fena. Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları.



Hişt hişt! 

diyor yazar ve bizde finalde Sait Faik'e tüm salon olarak "Hişt" diyoruz gözlerimiz dolu olarak.

Sait Faik ile ilgili kısaca bilgi derlemesi yapmak istiyorum. (Wikipedia'dan yararlandım.)

1906, 1954 yılları arasında yaşamış.Adapazarında doğmuş, babası Kurtuluş Savaşı yıllarında Belediye Başkanlığı yapmış veİstiklal Madalyası almış.

Sait Faik çocukluğu için "haşarı bir burjuva çocuğu" tabirini kullanmıştır. Liseden sonra İstanbul'da bir müddet yaşadı hikaye ve şiirlerini çeşitli dergi ve gazetelere gönderdi.

Bir müddet Avrupa'da çeşitli eğtimler alarak yaşadı.

Döndükten sonra Halıcıoğlu'ndaki Ermeni Yetim Mektebi'nde Türkçe öğretmenliği yapmaya başladı. Okula sürekli geç kalması ve öğrenciler üzerinde hakimiyet kuramaması yüzünden işi bıraktı.

1936 yılında babasının maddi desteği ile ilk hikâye kitabı Semaver'i Remzi Kitabevi'nden çıkardı.

İlk kitabının yayınlanmasından büyük bir sevinç duyan Sait Faik, bu sevincini yıllar sonra Hallaç isimli öyküsünde anlattı.

1938 yılında, babası Burgaz Adası'nda Çayır Sokak 15 numaradaki köşkü satın aldı (şimdi müze oldu) ve aile bu köşke taşındı.

Sait Faik, 1940 yılında yayınlanan üçüncü hikâye kitabı Şahmerdan'da yer alan Çelme isimli hikâyesiyle, halkı askerlikten soğutmakla suçlanarak askerî mahkemeye verildi.

Bu olaydan sonra yazmaya ara verdi.

4 Ekim 1940 ile 21 Şubat 1941 tarihleri arasında Yeni Mecmua dergisinde 19 bölüm halinde Medarı Maişet Motoru'nu yayınladı. Kısa bir süre sonra Bakanlar Kurulu kararı ile toplatıldı.

Çok az öyküsünün yayınlandığı o günlerde ya balığa çıkıyor ya da aylak geziyordu. Beyoğlu'na sık sık gittiği bu dönemde Şişli'deki evleri İkbal Apartmanı'nda kalıyordu. Bekâr hayatından sıkıldığında ise adaya annesinin yanına dönüyordu.

Bu kırgınlık ve yalnızlık döneminin etkisini taşıyan hikâyelerden oluşan kitabı Lüzumsuz Adam'ı 1948 yılında yayınladı.

Sait Faik klasik öykü tekniğini yıkarak doğayı ve insanları basit, samimi, hem iyi hem kötü taraflarıyla oldukları gibi fakat şiirsel ve usta bir dille anlatmıştır.

Çoğunlukla şehirli alt sınıfın hayatını yazan Abasıyanık, balıkçı, işsiz, kıraathane sahibi gibi karakterleri anlattı.

Abasıyanık'ın öykücülüğü üç dönemde incelenebilir: 1936 - 1940 tarihleri arasındaki ilk dönem hikâyeleri, 1948'de Lüzumsuz Adam kitabıyla başlayıp 1952'de yayınladığı Son Kuşlar'a kadar devam eden ikinci dönem hikâyeleri ve bu tarihten vefatına kadar süren, Alemdağ'da Var Bir Yılan kitabındaki öykülerle örneklenebilecek son dönemi.



Annesi, Makbule Hanım onun için "Şatafattan nefret ederdi. Dolabında her şey bulunduğu ve ailevi durumumuz iyi olduğu halde ekseriya başına bir kasket ayağına bir pantolon geçirerek balıkçı arkadaşlarıyla gününü gün ederdi" demiştir.

3 yorum:

BANU dedi ki...

geçen sezon izlemiştim, çok çok keyifli bir oyundu. keşke zaman ayırıp yeniden izleyebilsem :)

Sanat Notları dedi ki...

Evet, gerçekten ikinci defa seyredilir. Ben biletleri takip ediyorum ailedekilere almayı düşünüyorum.

Disavurum dedi ki...

Cok guzel yorumlamissin :)