13 Haziran 2011 Pazartesi

Abbas Kiarostami'den Sinema Dersi "Aslı Gibidir"

Daha önce incelemesine başladığım ve yarım kalmış bir film yazısı, belki daha sonra tamamlarım ya da beraber tamamlayalım, sizin aklınızda kalan özel sahneler de var mıydı?


Yönetmen: Abbas Kiarostami,
Oyuncular: Juliette Binoche, William Schimell
Yıl: 2010
Ödül: Juliette Binoche En İyi Kadın Oyuncu Cannes Film Festivali

En baştan çok beğendiğim bir film olduğunu belirteyim. Bana kalırsa, sinema sanatı üzerine verilen derslerde hem konunun gelişimi hem de sinematografik açıdan her detayı incelenebilecek bir yapıda bir film.

Ben de naçizane gözüme çarpan ve dikkatimi çeken sahneleri biraz sonra tek tek yazmaya çalışacağım. Ama önce kısa bir özet vermek istiyorum izlemeyenler için.

Bir İngiliz yazar olan James Miller yeni çıkan kitabının tanıtımı için Toscana'ya konferansa gelir. Kitabında savunduğu başlıca fikir, sanat tarihinde kopya yapıtların da orijinalleri kadar değerli olduğudur.

Antika dükkanı sahibi ve 14 yaşlarında bir oğlu olan bir kadın (Juliette Binoche) yazarı davet eder ve beraber Toscana'yı dolaşmaya çıkarlar.

Başta yeni tanıştıklarını düşündüğümüz bu iki insanın ilk andan itibaren hararetli bir şekilde fikir çatışması yaşadıkları dikkatimizi çeker. Kadın adama hayran gibi gözükür ama kitabını sürekli eleştirir.

Bir kafede adam uzaktayken kafe sahibi, kadına böyle bir kocası olduğu için çok şanslı olduğunu söyler. Kadın bozuntuya vermez ve adama durumu anlatıp kafe sahibini düzeltmediğini söyler.

İşte bu nokta filmin izleyici için algıda dönüm noktası olur. Bu andan itibaren maskeler değişir ve adamla kadın ilişkilerini sorgulayan evli çift konumunda diyaloglar üretmeye başlarlar.

Kopya karakterler asıllarına dönüşürler bir anlamda.

15 yıllık bir evliliğin sorgulanışı ile birlikte kadın ve erkeğin evlilik - zaman - beklenti üçgenindeki düşünce ve davranış yapılarını ortaya koyuyor.

Çok iyi ele alınmış bir konu ve sinematografik olarak çok güzel ifade edilmiş.

Juliett Binoche'un başarısı ise, önce hayranı olduğu bir yazara karşı düşüncelerini ürkekçe ifade eden bir kadını, oğluyla iletişim sıkıntısı çeken çaresiz bir anneyi, kocasından ilgi bekleyen kadını ve hayalkırıklığına uğramış bir sevgiliyi mükemmel geçişlerle canladırmasıyla ortaya çıkıyor.

Sahnelerin detay detay incelenebileceği, oyuncuların jest ve mimikleriyle olaylara nasıl yön ve duygu verdiği ve zekice yazılmış diyalogların sanat tarihi tartışmasıyla perdelenmiş bir ilişkinin sorgulanışını temel alışı bu filmi çok değerli kılan unsurlar bana kalırsa.

Bir izleyici olarak bende yarattığı algıyı ve dikkate değer bulduğum sahneleri teker teker ele alıcam.

Yazının bundan sonrası spoiler içerecektir, bilginize.

Sahne: Film bir konferans salonunda açılıyor. Önce konferans sahibi geç kalıyor, üst katta olmasına rağmen hayranlarını bekletebilen biri olduğunu görüyoruz. Etkili ve sempatik bir konuşmacı. Konferans başladıktan sonra kadın geliyor ve en öne etkinliği düzenleyen organizatörün yanına oturuyor.

Yorum: Filmin tamamını bildiğimiz için şu yorumu yapabilir miyiz: Kadın adamın zaten geç kalacağını biliyordu o yüzden kendi de geç geldi.


Sahne: Konferansın ortasında kadının oğlu gelir ve beraber çıkmak zorunda kalırlar. Tam çıkarken yazarın telefonu çalar ve izleyicilerin önünde telefonunu açar. Bu sempatik konuşma kadının çok ilgisini çeker ve gülümser.

Yorum: Adamın çok meşgul biri olduğunu aynı zamanda konferansta bile telefonunu kapatmayacak kadar özensiz ve rahat biri olduğunu anlarız. Kadın telefonla konuşmasına dikkat kesilir çünkü ileriki sahnelerden bildiğimiz gibi kimin aradığını merak etmektedir. Bu sahne bir diğer telefon sahnesinin öncüsüdür.



Sahne: Kadın oğluyla restauranta gider, Oğlu telefonda oyun oynarken biryandan da annesiyle yazarı sevmediği halde neden 6 kitabını aldığını sorar.

Yorum: Bu diyaloglarda dikkatimizi çeken, annesinin uyarılarına rağmen oğlu sürekli oyun oynamakta ve annesiyle konuşurken bile kafasını kaldırmamaktadır. İşte yine kadının beklentilerinden birinin gerçekleşemediği bir ilişki. Anne oğlu ilişkisi. Annesi oğlundan beklediği ilgiyi ve sevgiyi görmüyor.



Sahne: Yazar, kadının antikacı dükkanına gelir. Bu sahne bence üzerinde durulması gerekenlerden biri daha.
Yorum:Adam ön planda ve büyük yer kaplarken, kadını aynadaki görüntüsüyle görürüz. Konuşurlarken adam kadının aynadaki aksine bakar. Kadın küçük yer kaplamaktadır.
Ayna bildiğim kadarıyla zamanı ifade ediyor sinema dilinde. Bu sahne kadının adam için geçişte kaldığını gösteriyor olabilir. Ve ya adamın kadının gözünde büyük bir anlam ifade ettiğini. Bence bu sahne filmin geneli için pek çok ipucu saklıyor.

2 yorum:

Biraz Şöyle Biraz Böyle dedi ki...

İzlemeyi çok istediğim ancak altyazı sorunu nedeniyle izleyemediğim bir filmdi. Yazının tamamını okuyamadım bu nedenle... En kısa sürede izlemeli. :)

mel dedi ki...

Julieete Binoche'yi pek sever, beğenirim. Hele hele csi dönemlerinde daha bir canım ciğerim olmuştu :) Bu film içinde pek iyi yorum okumamıştım bir önyargı oluşmuştu o yüzden. Ama bu yorumla izlemem gerektiğini düşünüyrm artık :) Tşklerr