29 Haziran 2011 Çarşamba

Günün Önerileri 29 Haziran Çarşamba

Bugün Japon sinemasından birkaç önerim olacak. Kültürlerine ve yaşam biçimlerine izlediğim filmler ve okuduğum Japon yazarların kitaplarından bildiğim kadarıyla hayran olduğum, nezaket, saygı, çalışkanlık, alçakgönüllülük ve mütevaziliği bana hep hatırlatan bir millettir Japonlar.
İzlediğim filmlerden birkaçını sizlere de önereceğim.

Yedi Samuray - Akira Kurosawa (1954)

Elbetteki başlangıç olarak sinema tarihinin en önemli yönetmenlerinden biri olan Akira Kurosawa'nın Seven Samurai filminden bahsetmeli.
Üç saati aşan bu uzun soluklu siyah beyaz dönem filmi dünya sinemasının en önemli filmlerinden biri olarak kabul edilmektedir, aynı zamanda yönetmen Akira Kurosawa'nın uzun yönetmenlik kariyerinin de zirvesini oluşturur.
Başta Yedi Silahşörler (The Magnificent Seven) olmak üzere batı sinemasında birçok filme ilham kaynağı olmuştur.
Koreografisi ustalıkla düzenlenmiş savaş sahneleri, seyircinin kendisi ile özdeşleştirebileceği kadar iyi ve derinlemesine işlenmiş karakterler, aksiyonla harmanlanmış mizah ve o dönemin ruhunun iyi yansıtılmış olması filmi klasikler arasına sokmuştur.(1)

Konusu kısaca,
16. yüzyıl Japonya'sında düzenli bir şekilde silahlı haydutlar olan "nobushi" ("eşkıya samuray") saldırısına uğrayan ve ürünleri yağmalanan fakir bir köyün ahalisi bir "rōnin"den ("efendisiz samuray") yardım ister. O da kendisi gibi işsiz olan 6 samuray ile birlikte silah bile satın alamayacak kadar fakir olan bu köylülere karın tokluğuna kendilerini savunmasını öğretirler ve hep birlikte haydutlarla kıyasıya bir savaşa girerler.

Dolls - Takeshi Kitano (2002)

Geçiyoruz bir başka ünlü Japon yönetmen Takeshi Kitano'ya. Kitano aynı zamanda komedyen, şarkıcı, aktör, film yapımcısı, senarist, yazar, şair ve ressam. İşte yetenek açısından compact bir Japon yapımı insan:)
Bahsedeceğim film kendisinin yazıp yönettiği Dolls filmi.
Film, bir "Bunraku" oyunuyla açılış yapıyor.

Bunraku, 17.yy da Japonya'da doğmuş geleneksel bir kukla tiyatrosu.
1m civarında olan bebekleri elleriye oynatan kuklacılar, onları seslendiren bir okuyucu ve mızrapla çalınan üç telli bir Japon çalgısı olan Şamiseni çalan çalgıcadan oluşuyor bu gösteri.

Bu etkileyici açılıştan sonra birbirlerine bellerinde uzun bir iple bağlı genç bir çifti yürürken görürüz. Eğer açılıştaki kukla tiyatrosnun iyi takip ederseniz bu geçişi çok anlamlı bulacaksınız. Bu noktada kukla tiyatrosunun devamı niteliğinde gerçek kişilerle anlatılan bir öyküyü izleyeceğimizi anlıyoruz.
Düz bir zaman çizgisinde ileremeyen senaryo da her sahne bir sonrakine kehanette bulunur şekilde hazırlanmış.Kahramanların hikayesine orta noktadan dahil olup, sebep ve sonuç ilişkilerini tüm filmle keşfediyoruz.

Takeshi Kitano diyince, kendisinin oyuncu olarak katıldığı ünlü bir Japon yapımı film daha varki, vahşsetin son raddesinde ama toplmusal değişime de bir okadar eleştirel boyutta yapılmış bir filmden bahsetmeliyiz.

Battle Royale - Kinji Fukasaku (2000)

Takeshi Kitano bu filmde kötü öğretmen rolünde oynamıştır.

Olay, yakın gelecek olarak tabir edilen 2000 yılından sonra Japonya'da, hükümetin gençlerin neden olduğu şiddet eylemlerinden dolayı onlara olan güvenini ve inancını kaybetmesiyle onlardan korkmasından ötürü "BR" (Batoru Rowaiaru) yasaları ortaya çıkarılmıştır.
"Battle Royale" kanunlarına göre her yıl ülke içinden rastgele bir lise sınıfı seçilir ve bu sınıfın öğrencileri yerini yine hükümetten kimsenin bilmediği bir adaya götürülürler.


Bu seneki "Battle Royale" için Nobu'nun sınıfı seçilir. Nobu ve arkadaşları hükümet tarafından "Battle Royale" adasına kaçırılırlar. Adada onları öğretmenleri Takeshi karşılar ve oynayacakları oyunun kurallarını açıklar.
Kurallar basittir, Nobu ve 41 arkadaşından sadece bir kişi adadan canlı olarak ayrılabilecektir.
Hükümet tarafından gençlere içinde farklı silahlar ve yeterli miktarda yiyecek bulunan bir çanta verilir. Gençler, adadan canlı çıkabilmek için 3 gün içinde birbirlerini öldürmek zorundadırlar. Kurallara göre belirtilen süre dolduğunda hâlâ birden fazla öğrenci hayatta kaldıysa, her birinin boyunlarına takılı vaziyette duran tasmalar otomatik olarak patlayacaktır. Kurallara karşı gelen gençler yönetim tarafından öldürülecektir. Bir gün öncesine kadar sınıf arkadaşı olan 42 genç, hayatta kalmak için birbirlerini acımasızca öldürmeye başlarlar.(1)

Bu kadar şiddetten sonra şimdi bambaşka bir duygusal seviyeye geçiyoruz.
Animasyonun büyük ustası Hayao Miyazaki'den bahsedelim.

Hayao Miyazaki
Genelde ormanın ruhunu ve doğaüstü canlıları konu alan animasyonlar yaratmıştır. Genel olarak tema doğaüstü canlıların, insanların acımasızlığına karşı ormanları korumalarıdır.
Büyük küçük heryaştan insanın keyifle izleyeceği bu çizgi filmler hayal dünyasının sıcacık ortamına açılan kapılar gibiler filme eşlik eden müzikler ise ruhu dinlendirecek türden.





- Ruhların Kaçışı animasyon filmi birçok ödülün yanısıra Oscar kazanan ilk animedir. (2001)

(Chihiro, kasabasından taşınmış on yaşında küçük bir kızdır. Yeni taşındığı kasabada ise karşılarına ilginç bir yapı çıkar. Her ne kadar bu yapının içine girmek istemese de anne ve babasının peşinden girer. İşte bu ilginç yolculuk böyle başlar. Önceleri terk edilmiş görünen bu yapı geceleri büyük bir canlılık kazanır. Bu yapı ruhların bir tür dinlenme ve temizlenme yeridir. Chihiro sihirli yiyeceklerden yiyen ve domuza dönüşen anne babasını kurtarabilmek için genç Haku'nun yardımı ile oradan kurtulmaya çalışır.)


- Prenses Mononoke ile Japonya'da gişe rekorları kıırmıştır.

(Aşitaka, köyüne saldıran şeytanlaşmış domuz tanrıyı öldürürken şeytanın koluna bıraktığı izi ölene kadar taşıyacaktır. Aşitaka bu lanetin geldiği yeri öğrenmek için köyünden uzaklaşır. Gittiği yerlerde Demir Şehri adında demir madenini işleyip ölümcül silahlar yapan ve bu silahları ormanın hayvanlarıyla savaşmakta kullanan Leydi Eboşi ile karşılaşır. Aşitaka bu savaşa son vermek için daha önce karşılaştığı kurt kızı San ile birlikte kendini bu savaşın içinde bulur. Aşitaka hem barışı getirmek hem de kurt kızı San'ın güvenini kazanmak için mücadele edecektir.)





- 1974 yapımı Heidi çizgi film dizisinin sahne tasarım düzenlemesini Hayao Miyazaki yapmıştır.









(1) Vikipedia'dan alıntı.

9 yorum:

Syrakusa dedi ki...

Yaşasın capınlar, varolsun koreliler :)
Güzel yazı. Miyazaki'ye bayılırım.. Eline sağlık.

ebr-u ozlem dedi ki...

Merhabalar,
Öncelikle çok güzel bir yazı olmuş. Yazınızı okuyunca hemen eşimle paylaştım çünkü o da hem duruşları, çalışkanlıkları hem de teknik donanımlarıyla Japonlara hayrandır.
Bir kez gitme şansım oldu Japonya'nın Fukuyama şehrine. Düzen bir yana, sokakta dolaşırken insanların kendi aralarındaki saygıları, güler yüzleri ve ilgileri hemen göze çarpıyor.

Dolls filmini ben de tavsiye ederim, harika bir film. Miyazaki ise gerçekten bu konunun ustası, tekrar tekrar izleyebilirim. Kurosawa filmleri, izlemek üzere bir köşede beni bekliyor. Bu yazıdan sonra onları da izlemek farz oldu.
Sevgiler...
Ebru

hüznün tadı dedi ki...

Yeni yazı tarzına bayıldım. Dönüp dönüp bakıyorum.

yeraz dedi ki...

Daha bugün bir burs işi için Ankara Japonya Büyükelçiliğindeydik.Hoş bir tesadüf oldu.Önerilerini dikkat alacağım:)

Buket dedi ki...

rashomon da mutlaka seyredilmeli..

Nihal M. dedi ki...

ilk film en favorimmmm...
sonraki iki en sevdiklerimden bende ilk üçü böyle yapardım kesin.. miyazaki zaten vazgeçilmez...
geriye dönük kitap sinema tavsiyelerini okyacağım...
bu arada ajandanın festival duyurusu için teşekkürler... sizden duydum da gidebildim...

Sinem Ergun dedi ki...

Syrakusa, bir gün de Kore yöresinden öneriler yapacağım kesin:)

ebr-u özlem, Japonya'yı görme şansını yakalamanıza çok sevindim, şu sıralar kim cesaret edebilir gitmeye bilemiyorum, ben çeşitli Japon filmlerini bulup izlemeyi düşünüyorum hem eski hem yeni dönem, tavsiye edeceğiniz filmler olursa memnun olurum, mesaj için çok teşekkürler:)

Sinem Ergun dedi ki...

hüznün tadı, çok teşekkür ederim birkaç konu üzerinden fikir alışverişi çok hoş oluyor gerçekten:)

yeraz, hayırlı olsun, umarım herşey dilediğince olur:)

Buket, notumu aldım, hatta konusunu inceledim gerçekten izlemeye değer, teşekkürler:)

Nihal, çok sevindim, bunu duymak çok hoş, öptüm

Pinky Freud dedi ki...

Aaa Miyazaki'yi anlatırken Yürüyen Şatoyu es geçmemeliydin :(