12 Kasım 2010 Cuma

Bu Nasıl Bir Öykü (Bölüm 8)

"Bugün o gün" dedi içinden Aslı. Kafasında birçok düşünce dolaşıyordu uzun süredir, sevdiği adam uğruna bir maceraya atılmış, çocukluk aşkı Ömer'in peşinden ülke ülke gezmiş ve en sonunda evlenmek için Viyana'da master ayarlamış ve buraya yerleşmişti. 20 yıl öncesini dün gibi hatırlıyordu, gördüğü uzun boylu adamı, elindeki sarı zardı kendi öğretmenlerine verişini, öğretmenin Ömer'i çağırmasını ve Ömer'in bir anda deliler gibi koşmasını. Belki de o andan itibaren aşık olmuştu bu adama. Hayatında bir dönüm noktasıydı o gün, hem kendisi için hem de Ömer için.


Yıllar boyunca bu konu hakkında fazla konuşmamışlardı. Bu konuyu konuşmak istediklerinde Ömer'in yüzündeki acıyı hissediyor, bu yüzden çok fazla üstelemiyordu.Sadece Ömer'in İstanbul'da tehlikede olacağı için taşınması gerektiğini, babasının ona bazı belgeler bıraktığını biliyordu. Ama Aslı kararlıydı; onları bu derece derinden etkileyen bu görevin ne olduğunu araştıracaktı. Ömer'in tüm belgeleri kasada tuttuğunu ve şifreyi onunla bile paylaşmadığını biliyordu. Ömer'in evde olmadığı bir gün, kasayı açmaya karar verdi, önce kendi doğumgünü tarihini denedi kombinasyon olarak ancak kasa açılmadı. Daha sonra düşündüğünde Ömer için hayatının dönüm noktası olan 20 sene önceki o günü hatırladı ve tarih olarak onu deneyince kasanın tık ettiğini gördü. Artık o çok merak ettiği belgeler elindeydi, gazete küpürleri bazı fotoğraflar,notlar, yemek tarifi ve bir de bilmediği dilde yazılmış bir günlük buldu. Şimdi ne yapacaktı? Bunları kasadan alıp yerine koymazsa Ömer'in fark edeceğini biliyordu, acele bir şekilde cep telefonuyla bazı belgelerin fotoğraflarını çekti ve sonra belgeleri yerine koyup kasayı kitledi.

Sonraki günlerde Aslı yaptığından büyük pişmanlık duymuştu, daha önce görevi araştırmak için istekli olduğu halde, kasayı gizlice açtığı için kocasının ona olan güveninin sarsılacağını düşündü. Bir süre hiçbir şey yapamadı, bir yandan da içi içini yiyordu. Sonunda bir gün işyerinde otururken üniversiteden arkadaşı Ahmet'le çektiği fotoğrafları paylaşmaya karar verdi. "Sevgili Ahmet" diye başladığı e-postasında cep telefonundan çektiği fotoğrafları ekledi, bu belgeleri bir yerlerden bulduğunu ama ne olduğunu bilmediğini anlattı. Ömer'den ve babasından hiç bahsetmedi. E-postayı göndermeden önce bir tereddüt etse de doğrusunun bu olduğuna karar verip "Gönder" tuşuna bastı.

Ahmet üniversitedeyken Aslı'nın en iyi anlaştığı insanlardan biriydi üstelik bilgisayardan ve özellikle kriptolojiden çok iyi anlardı. Üstelik sanal dünyada bilinen bir insan olduğu için bağlantıları çok kuvvetliydi, sadece Türkiye'den değil yurtdışında da bir çok insanı tanıyordu. Uzun zamandır Aslı'dan haber almıyordu, bilgisayarını açıp e-postalarını kontrol ettiğinde gönderen kısmında Aslı'nın adını görünce sevinmişti, üniversitedeyken birçok anısını paylaştığı arkadaşı sevdiği adam uğruna Viyana'ya gitmişti. "Hal hatır soracak herhalde" diye düşünürken, e-postada Aslı'nın bazı belgelerin ne anlama geldiğini anlamak için kendisinden yardım istediğini görünce çok şaşırdı. Ekteki dosyaları teker teker açtı; gazete küpürlerindeki tarihleri görünce hemen o gazetenin arşivine girip o sayıyı dikkatle incelemeye başladı, bir de yemek tarifi vardı eklerden birinde, yemek tarifinde bazı harfler yuvarlak içine alınmıştı. "İşte bir bilmeceyle" karşı karşıyayız diye düşündü. Gazete küpürlerinde hep seri ilanlar vardı, küpürler farklı tarihlerde olmasına rağmen biraz inceleyince hepsinin bir ortak noktası olduğunu gördü; 72 model bir Mercedes satılıktı. Daha sonra diğer ekte düzgün bir el yazısıyla yazılmış bir günlüğü gördü, dinler tarihine ilgisinden dolayı bunun İbranice olduğunu bir bakışta anlamıştı, ancak İbranicesi yazanları anlayacak kadar iyi değildi. Aslı'yı aradı, Aslı'nın sesi oldukça heyecanlı geliyordu, Ahmet'e bir şeyler bulup bulamadığını sordu, Ahmet de bir bağlantı bulduğunu ancak günlüğün tamamının çözülmesi gerektiğini, Viyana'daki Yahudi arkadaşı Simon'a güvenebileceğini söyledi. Aslı hemen Simon'un bilgilerini not etti.


Sabahları her zaman Ömer'den erken kalktığı için, kasayı bir kez daha açıp içindekileri aldı, sabah kocasına hiçbir şey olmamış gibi kahvaltısını hazırlayıp, kahvesini koymuştu. Evden çıkarken Ömer'e bir kez daha dönüp baktı, elinde Ahmet'ten aldığı adres "Bugün o gün" dedi.


Öykümüzün Seyir Defteri

Yazan: http://hepsidetay.blogspot.com/
Sıra Kimde: http://sanatnotlari.blogspot.com/

6 yorum:

Adsız dedi ki...

Bu öyküyü devam ettirenlerin en iyi başarısı öykünün içine sonradan şekillenecek materyalleri sokmaları. Bu yazıda bu daha da belli oldu. Süperdi.

ceren dedi ki...

olayın bir de aslı tarafından yorumlanması şahane oldu! yemek tarifinden şifre çıkması ise çok hoş, zira nereye gider bu diye düşünmüştüm yazarken:)

sinemcim sana da kolay gelsin:)

Adsız dedi ki...

siiinemm!! siiinemm!! siiinemm!!
:))

Unknown dedi ki...

:) Ben sıramı savdım, hatalarım varsa affola ilk defa katılıyorum :) Sinem'i hep beraber bekliyoruz :)

Estar Abi dedi ki...

Bu yazıda iki hoş esinlenme farkettim. Yemek tarifinde şifre olması Thomas Harris'in Hannibal Lecter quadrolojisinin serüven sırasıyla ilk kitabı olan Red Drragon/Kızıl Ejder'de de vardı. Dr. Lecter, katile, dedektifin ev adresini gönderirken yemek tarifinden faydalanıyordu.

İkinci esinlenme de Demi Moore'un oynadığı Yedinci İşaret filminden. O filmde de benzer şekilde İbranice yazılmış şifreli bir metin için genç bir Yahudi'ye danışılıyordu.

. dedi ki...

her bölüm birbirinden güzel...